Kısaca Hipnoz Nedir?
Hipnoz, kişinin dikkatini iç dünyasına yönlendirerek telkinlere daha açık hale geldiği doğal ve kontrollü bir zihin halidir. Hipnoz sırasında kişi uyumaz, bilincini kaybetmez; yalnızca odak noktası dış uyaranlardan içsel deneyimlere kayar. Bu nedenle hipnoz, psikoterapilerde kullanılan etkili ve güvenli bir yardımcı yöntemdir.
İçindekiler - Hipnoz Hakkında
Hipnoz Nedir?
Hipnoz, kişinin dikkatinin dış uyaranlardan çekilerek zihnin daha çok içsel deneyimlere yönlendirildiği derin bir zihinsel odaklanma halidir. Bu hal, yaygın inanışın aksine bir “uyku hali” değildir. Kişi hipnozdayken çevrede olup bitenleri duyar; bilinci kapanmaz ve kontrolü kaybetmez.
Psikolojide hipnoz, terapötik amaçlarla kullanılan özel bir farkındalık hali olarak tanımlanır. Bu zihinsel durumda yapılan imgeleme çalışmaları ve terapötik telkinler, seçici farkındalık içinde olmak üzere bilinçdışı düzeyde daha hızlı işlenir. Böylece kişinin düşünce, duygu ve davranış örüntülerinde daha sağlıklı değişimler hedeflenir.
Hipnozun halk arasındaki imajı çoğu zaman filmlerden ve sahne gösterilerinden etkilenir. Oysa hipnozun filmlerde, dizilerde ya da sahne gösterilerinde görülen o dramatik sahnelerle uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Klinik konularda kullanılan hipnoz, spritüal ya da mistik bir güç değil, tamamen bilimsel temelli bir psikolojik tekniktir.
Halk arasında hipnoz çoğu zaman “bilinçaltıyla çalışma” olarak bahsedilen bu süreçler, psikolojide “bilinçdışı” olarak tanımlanır. Hipnoz, bu bilinçdışı süreçlerin daha erişilebilir hale geldiği özel bir odaklanma durumudur.
Aşağıdaki video, “hipnoz nedir?” sorusunun en kapsamlı teknik açıklamasını içermektedir. Yaşadığınız problemin nasıl oluştuğunu anlamak, hipnotik yöntemlerin kişilere neden ve nasıl yardımcı olabileceği hakkında derin bir içgörü kazanmanıza yardımcı olur.
Hipnoz Psikolojide Nasıl Kullanılır? Bilimsel Yeri Nedir?
Bilimsel literatürde, hipnozun belirli bağlamlarda psikoterapi süreçlerine yardımcı olduğuna dair binlerce bilimsel çalışma bulunmaktadır. Amerikan Psikoloji Derneği (APA) ve Amerikan Tıp Birliği (AMA), hipnozun birçok alanda tedaviyi destekleyebildiğini gösteren bilimsel çalışmalara dayanarak, pek çok psikolojik ve tıbbi durumda terapilere eşlik edebileceğini bilimsel olarak kabul ediyor. Yani hipnoz “alternatif tıp” değil; bilimsel dayanakları olan, profesyonel terapilerin içinde kullanılan bir tekniktir.
Halk arasında hipnoz çoğu zaman “bilinçaltıyla çalışma” olarak bahsedilen bu süreçler, psikolojide “bilinçdışı” olarak tanımlanır. Hipnoz, bu bilinçdışı süreçlerin daha erişilebilir hale geldiği özel bir odaklanma durumudur.
Literatürde hipnozun yardımcı olma potansiyelinin olduğunu gösteren araştırma alanları arasında şunlar yer alır:
- Kaygı bozuklukları,
- Fobiler,
- Ağrı yönetimi,
- Psikolojik kökenli bazı bedensel belirtiler (psikosomatik belirtiler),
- Sigara bırakma ve bazı alışkanlık değişiklikleri
- Performans ve sınav kaygısı
- Stresle baş etme
- Öz güven ve kendilik algısı
Bu alanlarda hipnoz, uygun bağlamlarda destekleyici bir unsur olarak görülmektedir.
Benim Klinik Psikoloji yüksek lisans tezim olan “Hipnoz ile Uçak Fobisinin Giderilmesi” başlıklı araştırma tezim de, hipnoterapinin belirli fobilerdeki etkisini deneysel olarak inceleyen bilimsel çalışmalardan biridir. Bu yazıda anlattığım hipnoz nedir sorusunun cevabı, hem klinik deneyime hem de akademik araştırmalara dayanmaktadır.
Hipnoz Tedavi midir, Yoksa Bir Teknik midir?
Terapi, psikolojik, duygusal ya da davranışsal sorunları gidermek için uygulanan tüm tedavi yöntemlerini kapsayan geniş bir kavramdır.
Hipnoz ise, başlı başına bir “tedavi” değildir. Terapiyi derinleştiren, süreci hızlandıran ve bazı konularda çok etkin çalışan harika bir terapötik araçtır.
Hipnozun terapi hedefiyle kullanıldığı uygulamalara Hipnoterapi denir.
Daha net söylemek gerekirse:
Hipnoz, ruhsal sorunların tedavisinde de kullanılabilecek psikolojik teknikler bütününün adıdır; başlı başına bir “tedavi türü” değildir. Tedaviyi desteklemek için kullanılan bilimsel bir yöntemdir.
Hipnoz Ne İşe Yarar?
Hipnoz, tek başına mucizevi bir yöntem değildir; ancak doğru kişide, doğru amaçla kullanıldığında pek çok terapi yaklaşımını destekleyen çok güçlü bir değişim aracı haline gelir.
Hipnoterapi;
- Kaygıyı besleyen otomatik düşüncelere ulaşmayı kolaylaştırır,
- Zihindeki duygusal kayıtları esnetir,
- Daha işlevsel bakış açılarını zihne yerleştirmeyi kolaylaştırır,
- Bedenin stres tepkilerini düzenler.
Bu nedenle hipnoz özellikle fobiler, performans kaygısı, stres yönetimi, sigara bırakma, uyku problemleri ve özgüven konularında sıkça tercih edilen bir yöntemdir. Bilişsel Davranışçı Terapi gibi kanıta dayalı yaklaşımlarla birlikte kullanıldığında oldukça olumlu sonuçlar verebilmektedir.
Hipnoz Bilinçaltı Temizliği midir?
İnternette sıkça duyulsa da ne bilimsel literatürde ne de psikolojide “Bilinçaltı Temizliği” diye bir uygulama yoktur.
Hipnoz, bilinçdışı süreçlerle çalışmaya izin verdiği için, bazı kişiler bu deneyimi “bilinçaltı temizliği yaptırdım” şeklinde tarif edebiliyor. Bahar temizliği yapar gibi bilinçaltı temizliği yaptırmak mümkün değildir. Aslında yapılan şey:
- Eski düşünce kalıplarını fark etmek,
- İşe yaramayan inançları yeniden yapılandırmak,
- Zihni daha gerçekçi ve sağlıklı düşüncelerle yeniden programlamaktır.
Dolayısıyla hipnoz, bir şeyi “silme” ya da “temizleme” yöntemi değil; zihni daha işlevsel bakış açılarıyla yeniden düzenleme sürecidir. Bahar temizliği yapar gibi “bilinçaltı temizliği” diye bir uygulama yoktur.
Hipnoz Olmak Nasıl Bir Histir?
Herkesin hipnoz deneyimi kendine özgü bir hissiyatta olur. Hipnoza giren kişilerin çoğu, seans sonrasında duygularını şöyle tarif eder:
- “Derin bir gevşeme ve hafiflik hissi”,
- “Zaman algısının değişmesi”,
- “Zihinde canlanan yoğun imgeler ve sahneler”,
- “Hem buradayım hem de içsel bir yolculuktayım hissi”.
Hipnoz, filmlerdeki gibi kişinin kendinden tamamen geçtiği, hipnotistin “kuklası” olduğu bir durum değildir. Hipnozdaki kişi:
- Terapistin söylediklerini duyar,
- Sorulara cevap verebilir,
- Gerekirse önceki bir konuşmayı hatırlayabilir.
Yani kişinin kontrolü kaybolmaz. Hipnoz, terapist ile danışan arasında iş birliği gerektiren bir süreçtir; terapistin komut verdiği pasif bir “uyku” durumu değildir.
Hipnotizma mistik, spritüal veya doğaüstü bir durum değildir. Hipnoz olmak için hipnotistin verdiği talimatları uygulamak için gayretli olmak ve hipnoz olmayı istemek yeterlidir.
Kimler Hipnoz Olabilir?
Genel kural şudur:
Psikoz ya da bunun gibi çok ağır bir psikiyatrik bozukluğu olmayan, iş birliğine açık, dikkatini yönlendirebilme kapasitesi olan, akıl sağlığı yerinde olan herkes hipnoza girebilir.
“Zayıf karakterli insanlar hipnoz olur; zeki ve iradeli insanlar hipnoz olmaz” diye düşünenler için, bu yanılgıyı da düzeltmekte fayda var. Bu söylem doğru değildir. Aslında tam tersi geçerlidir:
Toplumsal inanışın aksine, hipnoza yatkınlık “zayıf iradeyle” ilgili değildir. Hatta çoğu zaman zeka düzeyi yüksek, imgeleme becerisi gelişmiş ve öğrenmeye açık kişiler hipnotik çalışmalardan daha hızlı yarar sağlar.
Hipnoz bir tiyatro değil; odaklanma ve iş birliği işidir.
Hipnoz için gerekli temel özellikler:
- Kişinin hipnoz olmaya gönüllü ve istekli olması,
- Terapistle iş birliği yapmaya açık olması,
- Verilen telkin ve imgeleme yönergelerini uygulayabilecek düzeyde dikkat ve bilişsel kapasiteye sahip olmasıdır.
Kimler Hipnoz Olamaz?
Bazı durumlarda hipnoz önerilmez veya yalnızca çok özel koşullarda kullanılır:
- Psikotik bozukluklar (şizofreni, ağır paranoid bozukluklar vb.),
- Özellikle manik dönemdeki Bipolar Bozukluk,
- Ciddi bilişsel yetersizlikler,
- Alkol ya da madde etkisi altındaki kişiler,
- Gerçeği değerlendirme yetisi belirgin şekilde bozulmuş bireyler.
Örneğin manik bir dönemde olan bireye, “sadece sigara bırakma için” bile hipnoz uygulamak uygun değildir. Hipnoz, bu kişilerde gerçeklik algısını daha da bozabilir.
Ağır depresyon gibi ilaç tedavisinin gerekli olduğu durumlarda, hipnoz birincil tedavi yöntemi olarak ilaçların yerine geçmez. Bu tür ağır klinik tablolarda, önce psikiyatrist hekim tarafından ilaç tedavisinin düzenlenmesi gerekir.
Hipnoz, ancak kişinin hipnoz için uygun klinik çerçevede olduğu durumlarda kullanılabilir. Buna uzman karar verecektir. Hiçbir klinik değerlendirme yapılmadan, sırf kişi hipnoz olmayı talep etti diye hipnoz uygulanmaz.

Hipnoz Tehlikeli midir?
Hipnozun tehlikeli olup olmadığı, yöntemin kendisinden çok onu kimin ne konuda uyguladığıyla ilgilidir. Bir kalem nasıl ki hem harika bir roman yazmaya hem de birinin gözüne batırırsanız zarar vermeye yarayabiliyorsa, hipnoz da bu tür bir araçtır. Tehlikeli olan hipnoz değil; onu uygulayan kişinin bilgi düzeyidir.
Klinik eğitimi olmayan, psikopatoloji bilgisi bulunmayan ve iyi bir hipnoz eğitimi almamış kişilerin yapacağı uygulamalar; danışanın ruhsal durumunu doğru değerlendiremeyecekleri için mevcut psikolojik sorunları ağırlaştırabilir.
Özellikle psikoz, bipolar bozukluğun manik dönemi veya gerçeği değerlendirme yetisinin bozulduğu durumları tanıyamayan kişilerin “hipnoz yapmaya kalkması” ciddi risk taşır. Bu noktada zarar veren şey hipnoz değil, yanlış uygulayıcıdır.
Hipnozun kendisi nötrdür. Onu riskli hale getiren, uzman olmayan kişilerin yaptığı yanlış uygulamalardır. Bu nedenle hipnoterapinin:
- Klinik psikoloji veya psikiyatri alanında eğitim almış uzmanlar tarafından,
- Gerekli tanısal değerlendirme yapıldıktan sonra,
- Bilimsel ilkelere uygun şekilde yürütülmesi gerekir.
Bu şartlar sağlandığında hipnoterapi tehlikeli değil; aksine güvenli, etkili ve birçok terapi sürecine değer katan güçlü bir psikolojik araçtır.
Hipnoz Tedavisi Kaç Seans Sürer?
Hipnoz terapisinin kaç seans süreceği, insanların en çok merak ettiği konulardan biridir. Çoğu kişi “şu kadar adet seansta %100 kesin çözüm” şeklinde net bir sayı duymak ister. Fakat psikoterapide hangi yaklaşım kullanılırsa kullanılsın, herkes için geçerli olan belli bir seans sayısı öngörmek mümkün değildir. Çünkü her bireyin ihtiyaçları, kişilik yapısı, problemin niteliği ve terapiye uyumu birbirinden farklıdır.
Bazı kişiler birkaç seansta bile belirgin bir ilerleme kaydederken, bazıları için süreç daha katmanlı ve daha uzun bir yolculuk olabilir. Hipnoz da diğer tüm terapi yöntemleri gibi kişinin bireysel yapısına göre şekillenir.
Bazı kişiler tüm sorunların sadece “bilinçaltıyla” ilgili olduğunu düşünür; oysa birçok problem bilişsel, davranışsal ve duygusal bileşenlere de sahiptir. Bu nedenle hipnoz, bilinçdışı süreçlerle birlikte bilişsel ve davranışsal tekniklerle bütünleştiğinde en etkili sonucu verir.
Seans sayısını belirleyen faktörler çok çeşitlidir:
- Problemin süresi, yoğunluğu ve bileşenleri,
- Eşlik eden diğer psikolojik veya tıbbi durumlar,
- Kişilik özellikleri ve mizaç,
- Terapistle kurulan iş birliği ve güven,
- Verilen egzersizleri uygulamak için gösterilen özen ve çaba düzeyi
her danışanda farklıdır.
İhtiyaç neyse, süreç ona göre şekillenir. Nasıl ki aynı ilaç herkeste aynı hızla ve aynı etkiyle çalışmazsa, aynı terapi yöntemi de herkes için aynı sürede sonuç vermez. Bu nedenle terapi sürecinin başında kesin seans sayısı vaat etmek hem gerçekçi değildir hem de etik açıdan doğru olmaz. Bazı danışanlar birkaç seans içinde belirgin bir rahatlama yaşarken, bazıları için süreç daha uzun olabilir.
Genel bir çerçeve vermek gerekirse; hipnoterapi, özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi ile birlikte kullanıldığında ortalama 6–12 seanslık bir süreç öngörülebilir. Fakat bu bir kural değildir. Süre daha kısa da olabilir, daha uzun da. Önemli olan seans sayısı değil; değişimin kalitesi, kişinin sürece gösterdiği uyum ve hedefe uygun olan doğru yöntemin seçilmiş olmasıdır.
Hipnozun Etkisi Ne Kadar Sürer?
Hipnoz seansında yaşanan rahatlama hissi çoğu zaman ilk seansın hemen ardından fark edilir. Fakat asıl önemli olan, seans sırasında yapılan çalışmanın günlük hayata nasıl yansıdığıdır. Derin ve kalıcı değişim, aslıda kişinin seanslarda öğrendiği şeyleri hayatına nasıl taşıdığıyla ilgilidir.
Bazı kişilerde, özellikle özgül fobi gibi dar tanımlı problemler söz konusuysa, hipnoterapi sonrası hızla kalıcı değişimler görülebilir.
Daha karmaşık ve köklü sorunlarda, hipnozun etkisi düzenli terapi süreciyle birlikte ancak belli bir zaman içinde yerleşir.
Hipnozun etkisinin uzun vadeli olması; danışanın seanslarda edindiği farkındalıkları ve öğrendiği yeni becerileri, verilen egzersiz ve ödevlerle günlük yaşamında düzenli biçimde pekiştirme konusunda göstereceği çaba ve özenine bağlıdır.
Hipnoz Çeşitleri Nelerdir?
Hipnoz, uygulama biçimine ve hedefe göre farklı türlerde sınıflandırılabilir:
- Klasik Hipnoz: Daha direkt telkinlerin kullanıldığı, yapısı belirgin uygulamalar.
- Klinik Hipnoz (Hipnoterapi): Psikoterapi çerçevesinde, kişinin sorunlarıyla bütüncül şekilde çalışılan hipnoz türü.
- Ericksoncu Hipnoz: Dolaylı telkinler, metaforlar ve hikayeler üzerinden ilerleyen hipnotik yaklaşım.
- Grup Hipnozu: Birden fazla kişinin aynı anda hipnotik çalışmaya katıldığı uygulamalar.
- Tıbbi Hipnoz: Ağrı kontrolü, doğum, bazı tıbbi prosedürler gibi alanlarda kullanılan hipnoz uygulamaları.
- Regresyon Hipnozu: Kişinin geçmişte yaşadığı travmalarla çalışmaya odaklanan, sadece klinisyenler tarafından dikkatle kullanılması gereken özel teknikler.
- Otohipnoz: Kişinin, uzman tarafından öğretilen yöntemleri kullanarak kendi kendini hipnotik hale getirmesidir. Klinik değil, yaşamsal hedeflerle ilgili konularda fayda sağlar.
Hipnoza Yatkınlık (Hipnotizabilite) Ne Demek?
Hipnotizabilite, kişinin hipnoza girme yatkınlığını ifade eden bir terimdir. Hipnoza girme becerisine hipnozabilite ya da hipnotizabilite denir.
Patolojik bir konsantrasyon veya odaklanma problemi olmadığı sürece, herkes belli bir seviyede hipnoza girme yeteneğine sahiptir. Hipnoza yatkınlık, kişinin bilinçdışı (bilinçaltı) süreçlere ne kadar hızlı erişebildiğiyle ilgili değil; daha çok odaklanma ve imgeleme becerileriyle ilgilidir.
Bilimsel araştırmalar, toplumun;
- Yaklaşık %10–15’inin yüksek hipnotizabiliteye,
- %10–15’inin düşük hipnotizabiliteye,
- Geri kalan büyük kısmın ise orta düzey hipnotizabiliteye sahip olduğunu göstermektedir.
Yüksek hipnotizabiliteye sahip kişiler, derin hipnoz hallerine daha kolay girebilir. Somnambulist olarak adlandırılan küçük bir grup (%3–5), çok derin hipnoz hallerine girebilir. Ancak terapi açısından önemli olan kişinin mutlaka çok derin hipnoza girmesi değildir. “Kovanızı suyla doldurmak için, kuyunun en dibine kadar inmek zorunda değilsiniz.” Hafif ya da orta derinlikteki hipnotik haller bile çoğu zaman terapötik değişim için yeterli olur.
Bununla birlikte bazı kişiler, diğerleri kadar kolay konsantre olamayabilir. Dikkat eksikliği yaşayanlar, aşırı analitik yapıya sahip olanlar veya odaklanma kapasitesine dair patolojik güçlükleri olan bireyler hipnoza girmekte zorlanabilir. Çünkü hipnoz temelde “konsantrasyon ve odaklanma” becerileriyle ilişkili bir zihinsel süreçtir.
Ayrıca ileri yaşlarda olanların odaklanma becerisi yaşla beraber doğal olarak azaldığı için çok yaşlı kişilerde hipnotik derinlik de bir miktar düşebilir.
Hipnoz’un Tarihi Gelişimi
Hipnoz tarihi, insanlığın tarihi kadar eskidir. Ancak modern anlamda hipnoz kavramı, 18. yüzyılın sonlarında Franz Anton Mesmer ile şekillenmeye başladı. Mesmer, “animal magnetizm” adını verdiği yöntemle hastalarını tedavi ettiğini düşünüyordu. Bugün biliyoruz ki, yaptığı şey aslında hipnozun erken bir formuydu.
Daha sonra:
- James Braid, hipnozu bilimsel bir zemine oturtmaya çalışan ilk doktorlardan biri olarak, bu zihinsel duruma Yunan mitolojisindeki uyku tanrısı Hypnos’tan (Yunanca: Ὕπνος, “uyku”) esinlenerek, bu zihin haline “hipnoz” adını vermiştir.
- Sigmund Freud, kariyerinin ilk dönemlerinde hipnozu kullandı; daha sonra serbest çağrışım tekniğine yöneldi.
- Milton Erickson, Dave Elman, Dr. John Kappas gibi isimler, hipnoterapinin bugün kullandığımız modern tekniklerini geliştirdiler.
Günümüzde hipnoz, mistik açıklamalardan arındırılmış, bilimsel temellere dayanan bir psikolojik yöntem olarak kabul edilmektedir. Hipnoz yapmak ya da hipnoza girmek herhangi bir dini ritüel değildir; günah, tabu ya da metafizik bir uygulama olarak değerlendirilmesini gerektiren hiçbir yönü yoktur.
Bu sayfada hipnoz nedir sorusuna genel bir çerçeveyle yanıt veriyoruz.
Hipnoterapinin terapi sürecindeki kullanımını merak ediyorsanız, tedavi süreci ve uygulama örneklerini “Hipnoterapi Nedir?” başlıklı yazıda daha ayrıntılı bulabilirsiniz.
Hipnozun uygulamaları, türleri ve seans yapısı hakkında daha geniş bir rehber için; “Hipnoz” sayfasına bakabilirsiniz.
Hipnozun sizin için uygun bir yöntem olup olmadığını birlikte değerlendirebiliriz.
Aşağıdaki bağlantıdan bana kolayca ulaşabilir ya da sorularınızı doğrudan e-posta ile iletebilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Hipnoz, konsantrasyon ve odaklanmanın en yüksek seviyeye ulaştığı uyku benzeri bir zihin durumudur. Derin bir gevşeme içeren hipnoterapi uygulamaları sırasında kişiler uyumaz.
Hipnoterapi adı verilen hipnoz tedavisinin kaç seans süreceği, kişinin probleminin niteliğine, bileşenlerine ve hipnozla etkileşim yeteneğine bağlı olarak değişebilir. Bazı konularda sadece birkaç seansta bile sonuç alınabilirken diğer konularda haftalarca veya aylarca süren bir seans süreci gerekebilir.
Hipnoterapi olarak da anılan hipnoz; stres ve kaygı bozukluklarının tedavisi, uyku bozuklukları, fobi ve korkular, kilo verme, özgüven arttırma, sigara bırakma ve benzeri yüzlerce konuda kullanılır. Bazı konularda “tamamlayıcı terapi” olarak çok fayda sağlasa da tek başına birincil tedavi olarak görülmezken; bazı konularda birincil yöntem olarak da kullanılabilir.
Hipnozun etkisinin ne kadar süreceği problemin ne olduğuna ve niteliğine göre değişir. Örneğin daha önce depresyona giren birinin hayatı boyunca bir daha depresyona girmeyeceğinin garantisi yoktur. Eğer uygun şartlar oluşursa elbette aynı problemin tekrarlama olasılığı vardır ancak çoğu zaman, etkileri kalıcıdır.
Hipnoz terapileri güvenlidir. Ancak psikoz, mani, madde bağımlılığı, paranoya veya ağır ruhsal problemleri olan kişilerde kullanılmaması gerekir. Bu nedenle, kişinin hipnoz için uygunluğu hekim veya klinik psikoloğun yapacağı bir klinik değerlendirme ile belirlenmelidir.
Hipnoz, bazı anıların canlanmasını kolaylaştırabilir ancak, bu hatıraların doğruluğu ve objektifliği tartışılır. Zira zihnimizin konfabulasyon özelliği nedeniyle kişinin bilinçaltı, hatıraları çarpıtabilir, değiştirebilir veya kişinin gerçekte olmamış şeyleri anıymış gibi hissetmesine neden olabilir. Hatta kişi kendisi bile hatırladığı şeyin %100 gerçek olduğunu zannedebilir.






