Panik Atak Nedir – Hipnoterapi

panik atak               Panik atak, vücudun korku, stres veya heyecana verdiği normal tepkinin aslında biraz aşırı hal almış bir versiyonudur. Daha önce bu sitede bulunan zihnimizin çalışma prensibi ve “bilinçaltı” ile ilgili bilgilendirici sayfayı okuyup bu konudaki bilgilendirici videoyu da izlediyseniz bu makalenin “Panik Atak” konusundaki bilinçaltı perspektifinden yaklaşımını çok daha iyi anlayabilirsiniz. Kişinin Panik Atak geçiriyor olmasının birden fazla sebebi olabilir. Duygusal sıkıntılar geçirmenize neden olan stresli bir hayat tarzı, beslenme şekliniz veya nefes alıp verme tarzınıza kadar bir çok sebebi olabilir. Bu makale bir atak sırasında neler olduğu, atakları nelerin tetiklediği ve bu konuda neler yapılabileceği konusunda bilgilenmek isteyen kişiler için hazırlanmıştır.

Panik Atak Nedir, Belirtileri Nelerdir?

Öncelikle panik atak ile ilgili kısa bir bilgi vermek gerekirse, Panik atak; endişe, korku, (ölüm korkusu gibi) bazı sıkıntı duygularını da içinde bulunduran, genellikle nöbetler şeklinde görülen bir rahatsızlıktır. Bu durum bazı hastalıklarla ya da psikolojik rahatsızlıklarla birlikte de görülebilir. Kişi kendini aniden bir korku içinde bulur ve aşırı kalp çarpıntısı, terleme gibi bazı fizyolojik belirtiler gösterir. Kişi öleceğini, kalbinde bir sorun olduğunu, kalp krizi geçireceğini, bayılacağını, çok kötü şeyler olacağını düşünür. Aldığı havanın yetmediğini düşünerek derin nefesler almaya çalışır, nefes alış verişi değişir. Kontrolünü kaybetme duygusu yaşar. Kişi panik içinde hemen doktora başvurur. Yarım saat kadar sonra atak geçmeye başlar ve kişi kendini çok bitkin hisseder.Genelde yalnız kalmak istemez. Birinin yanında kendini daha güvende hisseder.

Panik Atağımızı Anlamak:  Savaş – Kaç Tepkisi

Bilinçaltı bazen kişi için potansiyel bir tehdit oluşturan bir durum olarak algıladığı bir ortam oluştuğunda (veya bilinçaltı o durumu potansiyel bir “tehlike” olarak algılamışsa), aslında çok doğal olan “savaş veya kaç” refleksini tetikleyerek otomatik olarak biraz fazla miktarda adrenalin üretilmesine sebep olarak kişiyi o tehlikeye karşı hazırlama eğilimi gösterir.

Adrenalinin vücudumuz üzerindeki  etkilerini özetlemek gerekirse:

  • Kaslar gerilir.
  • Kasların şekeri enerjiye dönüştürmek için ihtiyaç duyduğu fazla oksijeni almak için kişi daha hızlı nefes alıp vermeye başlar.
  • Kanı ihtiyaç duyulan yerlere taşıyabilmek için kalp daha hızlı atmaya başlar.
  • Kan ihtiyaç olmayan bölgelerden uzaklaştırılıp kaslara yönlendirilir. Bu yüzden de kişinin rengi birden solar.
  • Sindirim yavaşlar, tükürük bezleri kurur, böylece ağız kuruluğu oluşur.
  • Duyular daha tetikte ve daha canlı olur. En ufak bir ses veya dokunuş, kişide bir tepki yaratır.
  • Terleme artar.

Tüm bu tepkilere baktığımızda insanoğlunun bu otomatik tetiklenen bu “savaş-kaç” tepkisinin mantığını basitçe şöyle yorumlayabiliriz: Bu tepkinin tetiklenmesinin altında yatan sebep aslında bilinçaltının gayet iyi niyetle kişiyi karşılaştığı tehditten korumak için, olası tehlikeli durumla daha iyi mücadele ederek hayatta kalmasını sağlamak için kişiyi savaşmaya veya kaçmaya hazırlamasından ibarettir. Yani bizi korumaktır bilinçaltının asıl niyeti. Bilinçaltı, kişinin yaşadığı durumu “tehlike sinyali” olarak algıladığında vücutta Otonomik Sinir Sistemi aktive olur. Böylece kişinin o algılanan tehlike durumuyla baş edilebilmesi için vücutta bazı fizyolojik tepkiler oluşur.  Bunu daha iyi izah edebilmek için şöyle de izah edebiliriz:

dinazorÖrneğin ilk çağlarda yaşayan (taş devri döneminde) bir insanın bir dinazorla karşılaştığını düşünün!… Karşılaştığı dinazor o kişi için bir tehdittir öyle değil mi? Böyle bir durumda hayatta kalmak için kişinin iki seçeneği vardır: Ya savaşacak, ya da kaçacak!  Her iki durumda da kişinin göstermesi gereken fiziksel bir performans vardır öyle değil mi? Savaşacaksa o zaman bu salgılanan “adrenalin” kişinin daha iyi savaşmasını sağlayacak. Çünkü yukarıdaki listeye tekrar baktığınızda göreceğiniz gibi; “adrenalin” kişinin savaş sırasında daha güçlü olmasını, reflekslerinin ve duyularının daha hassas olmasını sağlayacak, kalp atışını hızlandırmak suretiyle kişinin savaşırken kullanacağı kaslara daha çok kan pompalayarak kişiyinin daha verimli bir şekilde savaşmasını sağlayacaktır. Savaşmayıp kaçacaksa, yine aynı şeylere ihtiyacı var. Yani tabana kuvvet kaçması için, yine aynı refleks ve güce ihtiyacı olacak. Özet olarak bu “savaş-kaç” tepkisi aslında bizi korumak için var olan bir özelliğimizdir. Ama işte bazen “yanlış alarm” olabiliyor ve aslında tehdit olmayan bir şeyi tehdit olarak algılayarak bizi korumak niyetiyle sebepsiz yere tetiklenebiliyor. Örneğin yaklaşan bir sınavı ölüm kalım meselesi olarak algılayan bir öğrenci, karşısına bir dinazor çıkmışçasına tepki verebilir.

Aslında ortada gerçek bir tehdit unsuru olmasa da bilinçaltımızı tıpkı bir bilgisayarın hard disk’i gibi düşünebiliriz. Yani bilgisayarımıza hangi programı yüklemişsek o programı çalıştırır öyle değil mi? Bilgisayarlar “bu program iyi mi kötü mü” diye hiç sorgulamadan kendisine yüklenen programı çalıştırır. Bilinçaltı da tıpkı bir bilgisayar gibi, kendisine ne program yüklenmişse o programı çalıştırır.

Başka bir örnek vermek gerekirse; örneğin “Hipoglisemi” problemi olan birini düşünün: Bu kişinin öğlen uçağına yetişmek için öğle yemeğini yemeden uçağa zar zor yetiştiğini düşünün: Uçağa aç bir şekilde bindikten bir süre sonra, açlıktan dolayı kan şekeri düştüğü hipoglisemiden dolayı kalp çarpıntısı başlayıp kalp atışlarını hissetmeye başladığını düşünün… Hatta biraz daha abartalım; kişinin şiddetli kan şekeri düşmesi nedeniyle uçakta bayılmış olduğunu düşünün.. (kan şekeri düşen kişi tıpkı panik atak benzeri hislere kapılabiliyor).  Herhangi bir fobi geliştirmiş olan kişilerin fobik tepkileri “panik atak” tepkileriyle benzeşir… Bu tür bir tecrübe yaşayan birinin bilinçaltı, uçakta yaşadığı o duyguların kan şekerine bağlı olup olmadığını sorgulamadan bu deneyimi kayıtlarına alır. O duygular yaşanırken kişi neredeydi, ne yapıyordu? Uçağın içindeydi… Kaçacak bir yeri yoktu… Kapalı alanda, dışarı çıkmasının imkanı olmayan bir durumdaydı. Ortam kalabalıktı; bir sürü insan vardı uçakta. Dar bir alandaydı… İşte bilinçaltı tüm bu detayları o sırada aslında hipoglisemi sebebyle oluşan panik duygularıyla ilişkilendirme eğilimi gösterebilir. O zaman da bu kişide ileride bir “uçak fobisi” oluşmasına şaşırmamak lazım. Bazen bilinçaltımız bu tür çok basit ilişkilendirmeler yapması nedeniyle bize “sebepsiz yere” gibi görülen ama aslında bizi dinazora karşı korumak için kendi sebepleri nedeniyle panik atak duygularını tetikleyebiliyor. Örneğin kişi farkında bile olmadan uçak sesi duyduğunda bilinçaltı bunu bir tehdit olarak hatırlayıp kişiyi korumak için “savaş-kaç” tepkisini tetikleyebiliyor. Bu tip yanlış alarmlar yukarıda izah ettiğim fizyolojik tepkilerin tetiklenmesine sebep olabiliyor.

Her zaman olmasa da bazen panik atağın tetiklendiği zamanları aklınıza getirip iyice incelediğinizde panik atak geçirdiğiniz durumların ortak bir noktasını fark etmeniz mümkün olabilir. Mesela panik atak sadece kalabalık yerlerde tetikleniyorsa, o zaman bilinçaltının “kalabalık ortamlar” ile ilgili daha önceki bir deneyiminden yaptığı bir çıkarımla, kalabalık ortamları kendi kriterlerine göre bir “tehdit unsuru” olarak kayıtlarına almış olması ihtimal dahilindedir diyebiliriz. Daha önceki bir deneyiminden dolayı oluşan bazı irrasyonel bilinçaltı ilişkilendirmeler, panik atak tetikleyicisi olabiliyor.  Üstelik bilinçaltı bunu iyi niyetle yapıyor. Bizi olası bir tehdite karşı korumak için, bizim hayatta kamamız için yapıyor.

Bilinçaltına bu tür durumların tehdit oluşturmadığını yeniden öğretmek Hipnoz ile mümkün olabiliyor çünkü hipnoz, bilinçaltı düzeyde değişim yaratmanın en hızlı yoludur. Bilinçaltında yeni öğretiler yeni kayıtlar oluşturulduğunda, panik atak sorunu ortadan kalkabiliyor. Bu arada hatırlatmak isterim ki bu makalede Panik Atak problemini “bilinçaltı” perspektifiyle ele alıyoruz. Yani panik atağın temelinde fizyolojik bir durum olma ihtimali de vardır. Bu yüzden Hipnozu bu konuda tek başına bir “alternatif tedavi yöntemi” gibi görmek etik bir yaklaşım olmaz. Panik atak konusunda öncelikle bir tıp hekimine başvurup tetkiklerinizi yaptırmanız daha akıllıca bir yaklaşım olur. Hipnoterapiyi ise doktorunuzun/psikiyatristinizin de iznini almak şartıyla bir “tamamlayıcı terapi” olarak alabilirsiniz. Böylece hipnoz, panik atak problemini bilinçaltı seviyede de iyileştirmek suretiyle problemi kalıcı olarak gidermek ve iyileşme sürecini hızlandırmak konusunda çok faydalı bir tamamlayıcı unsur olabilir.

Panik Atak Kimlerde Görülür, Sebebi Nedir?

Panik atak ile ilgili tüm dünyada yapılan çalışmalar, bu rahatsızlığın toplumun yaklaşık %1,5 – %3.5’unda görüldüğünü belirlemiştir. Panik atak her yaşta ortaya çıkabilir ama kadınlarda görülme sıklığının erkeklere oranla 2-3 kat daha fazla olduğu gözlemlenmiştir. Yakın akrabalarında panik atak olan kişilerde görülme sıklığı daha fazla olduğu için panik atakta genetik faktörlerin de etkili olabildiği düşünülmektedir ancak bunu “öğrenilmiş bir korku” olarak nitelendirmek de pek yanlış olmayabilir. Sonuçta “bilinçaltı” bir çok davranışı aile bireylerinden kolaylıkla edinebiliyor ve bazı durumlarda oluşan bir “otomatik tepki” olarak bünyeye entegre edebiliyor. Mesela benim bir akrabamın “kuyruk yağı” ile ilgili bir zaafı var; kendisi “kuyruk yağı” gördüğü zaman, hatta kendisine kuyruk yağından bahsetmeye başlasanız bile hemen kusma refleksi tetikleniyor. Onun 30 yaşındaki oğlu ise çocukluğundan beri aynı tepkiyi “soğan”a karşı gösteriyor. Yani babasındaki tepkinin bir benzerini oğlu başka bir yiyecek için geliştirmiş durumda. Bu örnekte görüldüğü gibi, bazen insanlar otorite figürü veya rol model olarak gördükleri ve örnek aldıkları kişilerin özelliklerini ve davranış biçimlerini bilinçaltı düzeyde kendilerine entegre edebiliyorlar.  Panik atak rahatsızlığı olan kişilerin birinci dereceden akrabalarında da panik atak görülme oranı 4-7 kat daha yüksektir. Araştırmalar genetik faktörlerin önemli bir rol oynadığını gösterse de bunun genetik doğası tam olarak çözülememiştir. Panik ataktan muzdarip kişilerin geçmişlerine bakıldığında, pek çoğunda uzun süreli stresin varlığı gözlemlenmektedir. Bu kişilerin strese karşı aşırı duyarlılıklarının olduğu da bir diğer görüştür. Yani stresli bir hayat da panik atağı tetikleyen sebeplerden biri olarak gösterilebilir.

Panik atağın sadece ve sadece psikolojik olduğunu söylemek elbette mümkün değildir ama bazı insanlarda fizyolojik temelleri olduğu gibi bazılarında ise tamamen psikolojik olabiliyor. Sebepler ve ihtimaller çok çeşitlidir. Çoğunlukla sebepsiz bir şekilde ortaya çıktığı düşünülür ama aslında genellikle tetikleyici bir sebebi vardır. Bu sebep psikolojik de olabilir, fizyolojik de. Beyindeki bazı kimyasal maddelerde ya da beyinde hücreler arası iletişimi sağlayan bazı maddelerin biyokimyasında düzensizlik olmasının da panik atağın sebepleri arasında olduğu düşünülmektedir. Panik atak tek başına ya da çeşitli hastalıklarla birlikte de ortaya çıkabiliyor.  Panik atağın sebepleri arasında gösterilen bazı ihtimalleri  şöyle özetleyebiliriz:

  • Sara hastalığı(epilepsi), akciğer- kalp hastalıkları,
  • Vitamin eksikliği,
  • Aşırı kafeinli besinlerle beslenmek,
  • Tiroid bezindeki sorunlar,
  • Fazla adrenalin salgılanması,
  • Kan şekeri düşmesi, kansızlık,
  • Kullanılan bazı ilaçların yan etkisi sonucu,
  • Kapalı yerlerde veya kalabalık yerlerde bulunmak, (kapalı veya kalabalık ortamlarla ilgili bilinçaltı ilişkilendirmeleri sebebiyle tetikleniebilir),
  • Depresyon,
  • Uyarıcı madde kullanımı ve/veya bu tür bir maddenin aniden kesilmesi sonucu.

“Panik Atak” ile “Panik Bozukluk” Aynı Şey midir?

Panik Atak ile Panik Bozukluk aslında tam olarak aynı şeyler değildir. “Panik Bozukluk” gerçek bir hastalıktır. İlaçlar ya da terapiler ile tedavi edilebilir. Panik bozukluğu olan kişiler “Panik Atak” adı verilen ani korku nöbetleri geçirir.  Panik bozukluk; kişinin sürekli öleceği endişesiyle yaşaması, kalp krizi geçireceğini, panik atakların sürekli tekrarlayacağını felç geçireceğini düşünmesi ve sürekli bir endişe ve korku içinde bulunması şeklinde görülen bir rahatsızlıktır. Yani başka bir rahatsızlığa bağlı olarak ortaya çıkmaz. Panik bozukluk kişide “agorafobili” ya da “agorafobisiz” olarak iki şekilde bulunabilir. “Agorafobi” özet olarak alan korkusu olarak tanımlanabilir..Panik Bozukluk”tan muzdarip kişiler evini terketmekten kaçınırlar, halka açık yerlerde bulunmaktan, alışveriş merkezleri, sinema gibi kalabalık yerlere ve dükkanlara girmekten, veya dar ve kapalı odalarda bulunmaktan, ya da tren, otobüs veya uçak gibi toplu taşıma araçlarıyla seyahat etmekten korkarlar. Bu nedenle ya bu yerlere gitmekten kaçınırlar ya da bu tür ortamlarda bulundukları süre içinde büyük korkular yaşarlar. Panik bozuklukta panik ataklar ve agorafobi genellikle birbirine eşlik eder şekilde ortaya çıkarlar. Böyle bir durumda doktorların koyduğu teşhis„ “Agorafobili Panik Bozukluk” tur. Yani “Panik Atak” ile “Panik Bozukluk” bire bir aynı şeyler değildir. “Agorafobik Panik Bozukluk” olan kişiler dışarıya yalnız çıkmaktan korkarlar ve sosyal olmaktan kaçınırlar. Kişide bir aylık bir süre içinde birden fazla panik atak görülürse, o zaman bir panik bozukluktan söz edilebilir. Hastalığın tedavisinde ilaçlar ve psikoterapi tekniklerinden yararlanılır. Panik Bozukluğunun tedavisinde stres kontrolünün sağlanması önemli bir aşamadır. Bu yüzden Hipnozun stres yönetimindeki güçlü etkisi, hipnozu bu konuda da bir “tamamlayıcı terapi” olarak görmemizi uygun kılabilir ancak psikiyatrist tedavisine “alternatif” bir uygulama olarak görmek etik olmaz. Hipnoz bu konuda bir “tamamlayıcı terapi” olarak tedavi sürecine eklendiğinde çok faydalıdır, iyileşme sürecini olağanüstü hızlandırır.

Araştırmalar, etkin bir tedavi süreci sonrasında kişilerin %80’inin artık Panik Atak sorunu yaşamadığını göstermiştir. Bu makalede bahsettiğimiz “Savaş veya Kaç” tepkisinin ne olduğunu ve bilinçaltımızın nasıl çalıştığını öğrenmek için, zihnimizin çalışma prensibini çok güzel anlatan bu sayfadaki videoyu izlemenizi tavsiye ederim: TIKLA

 

Yorum yapmak ister misin?