Subliminal Mesaj Nedir? Subliminal Telkin Mp3 Safsatası 

Subliminal mesaj Mp3’leri hakkında çok detaylı bilgi edinmek mi istiyorsunuz? Doğru yerdesiniz… Günümüzde subliminal mesaj mp3’leri çok popüler hale geldi. Ama bu konsept hakkında doğru ve bilimsel bilgilere sahip olmazsanız, subliminal telkin mp3’leri satan sitelere boşuna para kaptırmanız oldukça muhtemeldir. Subliminal mesaj ve subliminal telkin kavramları genellikle reklamcıların, sinemanın ve hatta politikacıların zihnimizi manipüle etmek ve davranışlarımızı yönlendirmek amacıyla kullandıklarına dair birçok komplo teorisiyle anılır. Tüketim toplumunun birer üyesi olarak hepimiz elbette bazı bilinçaltı mesajlara maruz kaldık ve kalıyoruz.

Ama bu subliminal mesaj mp3’leri gerçekten işe yarıyor mu? Ve eğer işe yarıyorsa… nasıl? Yaramıyorsa… neden?

Önce kavramlara bir göz atalım…

Bilmemiz Gereken Kavramlar

Subliminal kelimesi (anlamı), “bilinçaltı, bilinçdışı, bilinçaltı ile algılanan” manasında kullanılır. Dolayısıyla, anlamamız gereken ilk kavram; subliminal mesaj kavramıdır. Subliminal mesaj; “arasak bile bilincimizin farkına varamayacağı” mesajlardır.

“Mutlak eşik” (Absolute treshold) kavramı ise; görsel, işitsel veya duyusal olarak algılayabildiğimiz en düşük uyaran seviyesi olarak tanımlanır. Harici bir uyaran “mutlak eşiğin” altına düştüğünde, “bilinç” tarafından tespit edilemez.

Subliminal mesajların algılanması ve mesaja verilen tepki, bilinç dışı düzeyde gerçekleşir. “Algı” ve “tepki” kavramlarını doğru anlamak neden önemlidir? Çünkü bu kavramları anlamadan, bu konuda okuya okuduğunuz makalelerdeki bilgileri yanlış anlama olasılığınız yüksek. Bu “mutlak eşik” kavramını anlamanız çok önemlidir. Çünkü subliminal mesaj konusundaki çoğu makale, “subliminal” ile “supraliminal” (yani “eşik ötesi, eşik üstü”) terimlerini birbirine karıştırır.

Supraliminal, subliminalin zıttıdır. Her ikisi de kişide nöral tepkiler uyandırıp harekete geçirebilir elbette, (ve dolayısıyla davranışlarımızı yönlendirebilir); ama eşik üstü/eşik ötesi (yani supraliminal) uyaranlar sadece “bilinçli zihin” tarafından algılanabilir.

Supraliminal (eşik üstü) uyaranların bilinçli algı yoluyla davranışlarımızı nasıl etkilediğini gösteren bir örnek, Alman şarabı ve Fransız şarabı deneyidir:

Alman Şarabı ve Fransız Şarabı Deneyi

İngiltere’de bir süpermarkette yapılan bir deneyde, aynı fiyat ve aynı tada sahip olan Alman ve Fransız şarapları sergilenmiş. Market sahibi, mağaza içinde farklı günlerde sırasıyla Alman müziği ve Fransız müziği çalmış. Daha sonra ne olduğu enteresan: Alman müziğinin çalındığı günlerde Alman şarabı satışları artmış; Fransız müziği çalındığında ise Fransız şarabı satışları daha yüksek olmuş.

Bu örnekte “uyarıcı”, (yani mağaza müziği”) bilinçli olarak algılanabildiği için, “eşik üstü” uyarıcıdır. Yani uyarıcı, “supraliminal”dir. Bu deneyde tüketiciler mağaza içinde çalan müziği bariz bir şekilde duyabiliyor olsalar da, çalan müziğin şarap seçimlerinde ana faktör olduğuna dair bir farkındalıkları yok. Ama o müzik, kişinin bilinçaltında belli bir yönlendirme oluşturabiliyor ve kişi o müziğin temsil ettiği şarabı seçme eğilimi gösteriyor. Yani evet, “subliminal mesaj”, subliminal etki gerçektir. Ama unutmayın ki bu örnekte duyulan, görülen, duyu organları tarafından algılanan bir subliminal mesaj var; “Fransız şarabını al” duygusunu veren bir fransız müziği… (Ya da tam tersi). Bu noktada hatırlatmak lazım ki bu deney sırasında şarap almaya niyeti olmayan biri elbette müzik yüzünden şarap almıyor. Şarap almak niyetiyle gelenlerin şarap seçimlerini subliminal telkin ile etkilemekten bahsediyoruz. (Müzik de bir nevi “telkin” işlevi görüyor bu örnekte).

Şüphesiz ki eşik üstü (supraliminal) mesajlar da en iyi sonucu, biz onları fark etmediğimiz zaman verirler. (“Algılamadığımız Zaman” değil, “Fark Etmediğimiz Zaman”… ikisi farklı şeyler.)

Bir Telkinin İşe Yaraması İçin Önce Duyu Organlarımız Tarafından Algılanabilmesi Lazım.

subliminal telkin mp3 indir

“Subliminal mesaj” kavramını bazı siteler bilimsel bağlamından uzaklaşarak kullandıkları için, bu konuda internette oldukça fazla bir bilgi kirliliği var. Bu yazıda “Subliminal diye bir şey yoktur” demiyoruz. Bunun altını çizmek isterim. Bu yazıda, algımızın, duyularımızın algılayamadığı bir uyaranı “subliminal” diye nitelendiremeyeceğimizi ve bunun nedenlerini anlatıyoruz. Bu makalede, “Subliminal” teriminin yanlışlığından değil, “subliminal mp3“, “uykuda subliminal İngilizce mp3‘leri” veya “25. kare deneyi” gibi saçmalıklardan bahsediyoruz.

İşte size bu konuyu daha iyi anlamanızı sağlayacak gerçek bir hikaye:

Biliyorsunuzdur; dünyada ve ülkemizde bazı 5 yıldızlı oteller, belli bir yaşın altındaki kişileri müşteri olarak kabul etmiyorlar. (Evet, Türkiye’de de var böyle oteller, isimlerini vermeyeceğim). Tamam, belki prensip veya denge adına, veya işletmenin vizyonu ve müşterilerine vaat ettikleri deneyim adına bu bir “tercih” olabilir… Ama birçok ergen de elbette harika bir şekilde yaratıcı, enerjik, eğlenceli, zeki ve nazik olabilir değil mi? :) Yine de bazı gençler, bazen bazı işletmeler için can sıkıcı olabiliyor… Şimdi, diyelim ki sadece 30 yaş üstü iş insanlarına hizmet veren, çok pahalı bir açık hava restoranınız var… Yüksek bir kira ödüyorsunuz ve pahalı bir menünüz var… Çok karlı bir restoran… Şimdi bu açık hava restoranınızın önündeki alanda gençlerin gelip gürültü patırtı yaptığını, haylaz ve küstah bazı gençler tarafından kuşatıldığını hayal edin. Sürekli orada takılıyorlar… (O sokakta sizin restoranınızın önündeki alanda takılmak onların da hakkı sonuçta). Yasal olarak onları oradan uzaklaştırma şansınız elbette yok… Ama onların varlığı ve gürültüsü de, müşterilerinizi rahatsız ediyor…  İş ölüyor. Ne yapardınız? Onlardan defalarca ve çok kibar bir şekilde oradan uzaklaşmalarını rica ettiniz, ancak sonuç alamadınız. Saki inadına her gece orada toplanıyorlar…

subliminal

İşte 2006 yılında, İngiltere’de Swindon’daki bir işletme, kendi mekanının önüne ‘Sivrisinek’ adı verilen bir sonik cihaz kuruyor. Ve… bu inatçı gençleri, hızla temizledi. Peki nasıl oldu bu? “Sivrisinek” dedikleri bu cihaz, (cihazın sesi sivrisinek vızıltısına benzediği için bu şekilde adlandırılmış) sadece 25 yaşın altındaki kişilerin duyabileceği, zararsız bir ultrasonik bir ses yayar. Bu yaştaki biri sese ne kadar uzun süre maruz kalırsa, o kişi için o kadar sinir bozucu oluyormuş!

‘Anti-sosyal davranış koordinatörü’ Cheri Wright, bu cihazın üç haftalık kullanımdan sonra, bu tür bir sıkıntı yaşayan dükkan sahiplerinin müşteri kaybının ve gençlerin dükkan önünde toplanıp gürültü yapmalarının önemli ölçüde azaldığını bildirmiş.

Bu örnekte görüldüğü gibi, o gençler bu içten içe huzursuzluk veren belli belirsiz rahatsız edici sesi duyarken, 25 yaş üstü hedef kitle bu sesi algılamıyormuş… İşte bu bile bir subliminal uyarandır. Ancak görünen o ki bir subliminal uyaran eğer duyu organlarımız tarafından “ALGILANMIYORSA”, hiçbir işe yaramaz. Yani; subliminal Mp3’ün veya Mp3’lerde bulunan herhangi bir ses kaydının işe yaraması için önce duyularımız tarafından algılanması gerekir. Gözümüzün, kulağımızın, duyularımızın algılayamadığı bir uyaran, bilinçaltına da bilince de bir etkide bulunamaz. Bir telkinin işe yaraması için duyularınızın onu kaydetmesi gerekir.

Buradaki ana nokta şu ki, bu rahatsız edici sesten rahatsız olmak için onu duyabiliyor olmanız gerekiyordu. Dolayısıyla aslında bu “Sivrisinek” cihazı “subliminal” değildir. Çünkü ondan etkilenenler (25 yaşın altındaki gençler) bilinçli olarak o sesi duyar, tanır, ve onları neyin rahatsız ettiğini bilinçleri de bilir. Bir mesajdan veya telkinden veya herhangi bir şeyden etkilenmek için aslında onu duyularımızla algılamamız gerektiğini anlatmaya çalışıyorum.

Eğer o sesten etkilenmiş olmamıza rağmen o işitsel bilgiyi işlediğimizin (duyduğumuzun) bilincinde ve farkında değilsek, o zaman o bizim üzerimizde “bilinçaltı” düzeyde, yani “subliminal” olarak etkili oldu diyebilirdik. Ama bu örnekte durum öyle değil… O gençler o sesi duyuyorlar… ve o ses sivrisinek sesi gibi olduğundan farkında olsalar da olmasalar da huzursuz hissettiriyor, ve oradan uzaklaşma isteği ağır basıyor. O SESİ DUYUYORLAR. (Subliminal mp3’lerde sesin içine gömdüklerini söyledikleri telkinleri kişi duymuyor). Bir uyaranı duyularınız aracılığıyla, algılayacağınız frekans ve şiddette almazsanız, sizi etkilemeyecektir. Bu örnekte sesi duyamayan yetişkinler bu sesten etkilenmedi, bu kadar basit aslında.

İnternette bir çok kişi subliminal mp3 ticareti yapıyor ve insanlara duyamadıkları bir sesin onları bir şekilde subliminal olarak etkilediği fikrini satıyor. Biri size ‘bilinçli işitme seviyesinin altındaki’ telkinlerin ‘bilinçaltında’ çalıştığını söylerse, Swindon’daki bu mekandaki 25 yaş üstü yetişkinlerin bilinçli olarak duyamadıkları seslere tepki vermediklerini hatırlayın. Elbette “duyamayacağı telkinlerden fayda göreceğine inanan” kişilerde plasebo etkisi olabilir, bu tür subliminal mp3’lerden fayda görebilir. Ancak bu “plasebo” kavramı, başka bir hikaye. Eminim hepiniz plasebo kavramının ne olduğunu biliyorsunuzdur.

Şimdi subliminal ve supraliminal terimlerinin farkını anladığımıza göre, gelin ana konumuza olan subliminal mesaj konusundaki gerçekleri (ve saçmalıkları) öğrenmeye devam edelim…

Subliminal Mesajlar Nasıl Çalışır – Bilinç vs Bilinçaltı

Zihnimiz birbiriyle etkileşim halinde olan iki bölümden oluşur: bilinç ve bilinçaltı (bilinç dışı). Bilinçli zihnimiz, zihnsel süreçlerimizi bir “yönetici” gibi kendimizin kontrol etmemizi sağlayan bölümüdür. Bilinç seviyesinde bir farkındalıkla düşünebilir, yargılayabilir, kararlar verebilir, hissedebilir ve deneyimleyebiliriz.

Freud tarafından popüler hale getirilen “bilinçaltı” (bilinç dışı) terimi ise; zihnimizin bilinçli farkındalık seviyesinin dışında çalışan kısmını ifade eder. Bunu, bilinçli farkındalığımızın dışında var olan arzularımız, güdülerimiz ve geçmiş deneyimlerimiz için var olan gizli bir depolama yeri olarak düşünün.

Bilinçaltımız konusunda gerçekten büyüleyici olan şey; bilinçaltı davranışımızın her zaman otomatik pilotta olmasıdır. Bilgi işleme söz konusu olduğunda, bilinçaltımız bilinçten daha güçlüdür: “Bilinçaltı” aynı anda 20.000 bit bilgiyi işleyebilirken, “bilinç” aynı anda sadece 7 ± 2 bit bilgi ile ilgilenebiliyor.

Bu temel bilgileri kısaca açıkladıktan sonra gelin, ana konumuza dönelim:

SUBLİMİNAL MESAJ HAKKINDAKİ GERÇEKLER VE SAÇMALIKLAR

Sinema Deneyi Saçmalığı (25. Kare Deneyi Saçmalığı)

İki tür subliminal görsel mesaj vardır: “Zorlukla görülen (subvisual) görsel mesajlar” ve “gizlenmiş/gömülü (embedded) görsel mesajlar”.

Şu meşhur sinema deneyini (25. kare deneyi) muhtemelen bir yerlerde okumuşsunuzdur… Okumayanlar için hatırlatayım;

25. kare1957’de iki uyanık pazarlamacı James Vicary ve Francis Thayer, güya reklamcılığa çağ atlatacağını(!) iddia ettikleri bir deney yapmışlar:

New Jersey sinemasında altı hafta boyunca 45.000 seyirciyle, sözde subliminal mesajlar verdikleri bir deney yapmışlar ve güya izleyiciler bu subliminal mesajlardan etkilenmişler…

Deneyi şu şekilde yaptıklarını iddia etmişler:

Seyirci “Piknik” (1955) filmini izlerken, onlara filmin içine gömülmüş şekilde bazı metinler (telkinler) göstermişler. Metinde; “Acıktın mı? Patlamış Mısır ye!” ve “Coca Cola iç!” yazıyormuş… Deneyi yapan Vicary’in iddiasına göre, mesajlar ekranda o kadar hızlı belirip kayboluyormuş ki izleyicinin bilinci bunu göremiyormuş, ama güya bilinçaltı görüyormuş. Filmdeki sahnelerin içine her 5 saniyede bir olmak üzere, güya saniyenin 1/3000’ne denk gelecek şekilde minik kareler yerleştirilmiş ve bu yazılar ekranda her 5 saniyede bir olmak üzere, saniyenin binde üçü süresince (3/1.000 saniye boyunca) yanıp sönüyormuş. Buna “25.nci kare” diyorlar… Sinemalarda bir sahne hani 24 kareden oluşuyor ya… Buna 25.nci kareyi eklemek gibi düşünün…  İşte bu deneyden sonra Vicary, güya altı haftadaki kola ve patlamış mısır satışlarını önceki altı haftayla karşılaştırmış ve Coca Cola satışlarının %18,1 arttığını, patlamış mısır satışlarının ise %57 arttığını söylemiş…

Etkileyici, değil mi? Oysa gerçekler ve bilim, başka bir şey söylüyor. Hatta Vicary’in kendisi bile…

Bu deney, internette bilinçaltı veya subliminal mesajlarla ilgili bir çok yazıda, hatta subliminal mp3 satışı yapan bir çok kişi tarafından örnek olarak gösteriliyor. (Sanki bilimsel bir kanıtmış gibi). Evet, bu “sözde 25. kare deneyi” o yıllarda James Vicary’ye büyük ün kazandırdı… Adam bu teknolojinin patentini aldı, bir reklam şirketi açtı ve “bilinçaltı reklamcılık” yapmaya başladı. Ama gerçeklerin er geç ortaya çıkma gibi bir huyu var değil mi?

…ve 25. Kare Deneyi’nin Düzmece Olduğu İtirafı

25. kare masalı, “uydurulmuş” bir deney olan James Vicary deneyi ile ünlendi… Ama Vicary, 1962’de bir televizyon röportajında bu deneyi uydurduğunu ​​itiraf etti!..

Bilimsel olarak bir deneyin geçerliliği, o deneyin “tekrarlanabilir” olmasına bağlıdır öyle değil mi? İşte bu bağlamda Amerikan Psikoloji Derneği’nin başkanı Dr. Henry Link, Vicary’e bu “Patlamış Mısır Bilinçaltı Reklamcılığı” deneyini tekrarlamayı önermiş… Ve sonunda ne oldu dersiniz?… Vicary bu sözde deneyin sonuçlarının kendisi tarafından kurgulandığını, sonuçların kendi uydurması olduğunu itiraf etmek zorunda kalmış.

Araştırmacı Stuart Rogers, 25. kare deneyinin yapıldığının iddia edildiği sinemanın yöneticisine “James Vicary’in böyle bir bilinçaltı reklam efsanesini nasıl yarattığını” sorduğunda, sinema sahibi öyle bir adamı tanımadığını, sinemasında hiçbir zaman öyle bir deney yapılmadığını söyledi. Aslında Vicary’nin amacı, “bilinçaltı reklamcılık” konusunda bir mit yaratıp, ona bu konuda büyük meblağlar ödemeye istekli olan saf reklamcılar üzerinden para kazanmaktı. Yani bir nevi sahtekarlık…

Tüm bu olan biten rezaletin yanı sıra, Ocak 1958’de FCC (Federal İletişim Komisyonu), James Vicary’den “25. karenin” etkisini gözlemcilerin huzurunda bir deneyle tekrar göstermesini ve iddiasını kanıtlamasını istedi. Deneye kongre üyeleri, bilim adamları ve gazeteciler de davet edildi. James Vicary deneyi tekrar etti ve doğal olarak, James’in bu safsatasının seyirciler üzerinde hiçbir etkisi olmadı.

25. kare deneyiDaha sonra, Kanada Yayın Şirketi’nin de yardımıyla bir kez daha deney yapılmasına karar verildi. (E tabi Vicary’nin rezil olan imajını temizle çıkarması gerekiyordu…)  Bu vesileyle, yarım saatlik televizyon programı yapıldı ve yayına 352 kere tekrarlanan “Şimdi Ara” mesajı eklediler. Ve … arama sayısında tabi ki hiçbir artış olmadı. James Vicary de artık halkın gözünden iyice düştü, kayboldu. Daha sonra, 17 Eylül 1962’de, “Advertising Age” adlı gazetede James Vicary ile bir röportaj yayınlandı. Orada da nihayet James Vicary, “SUBLIMINAL REKLAM” deneyinin gerçek olmadığını bizzat kendisi itiraf etti. Bütün bu söylemlerini sadece dikkat çekmek ve ekstra para kazanmak için yaptığını, 25. kare diye bir şeyin olmadığını, bunun kişiler üzerinde de herhangi bir etkisi olmadığını itiraf etti. Ama günümüzde hala, sanki gerçekmiş gibi “25. Kare Deneyi” örnek gösterilerek subliminal telkin mp3 satmaya çalışan veya bu deneye dayanarak bazı bilinçaltı programları satarak para kazanmaya çalışan kişiler mevcut. Bu tür safsatalara inanmamanızı tavsiye ederim.

Gelelim subliminal telkin Mp3 konusuna…

Peki “Subliminal Telkin Mp3” İşe Yarıyor mu?

Size üzücü bir haberim var; “Hayır, yaramıyor”. Gelin  sebeplerine bilimsel gözle bakalım;

Çok fazla kafanızı karıştırmadan, aşırı teknik bilgiye girmeden konuyu mümkün olduğunca basit anlatmak istiyorum ama bu konuyu anlamak için öncelikle şu bir teknik bilgiyi anlamamız gerekiyor:

Biraz önce “Mutlak Eşik” kavramından bahsetmiştik… İşte bu bağlamda, “Mutlak Duyma Eşiği” de bilmemiz gereken kavramlardandır. Bu kavram; insan kulağının belirli bir frekanstaki bir sesi algılayabilmesi için o sesin en az hangi “yükseklikte” olması gerektiğini belirtir.

subliminal

Frekans, sesin saniyedeki titreşim sayısını ifade eder. Birimi Hertz‘dir ve insan kulağının duyabildiği frekans aralığı: 20 Hz. ile 20.000 Hz. arasındadır. (Bu bilgiyi hatırlayalım, önemli). Bu değer 20.000 Hz. üzeri olursa bu seslere “ultrason” denir; 20 Hz. altında kalırsa “infrason” denir.

“Mutlak Eşik” kavramına dönecek olursak; bu kavramın “frekans” ile yakından alakası vardır: Örneğin frekansı 1000 hz olan bir sesi çok daha alçak seviyedeyken bile duyulabiliriz. Ancak 40hz’lik bir sesi duymamız için bu sesin çok yüksek olması gerekir. Ayrıca sesin basıncı da önemlidir. Bir sesi duyabilmek için gerekli minimum basınç seviyesi 1000 hz için tanımlanmıştır. Yani mutlak duyma eşiği 1000 hz’de 1 desibel’dir.; 4 khz civarlarında minimuma iner ve 600 hz’nin altında ve 6000hz’in üstünde de hızla artar. Duyma eşiğimiz yaşımızla da doğru orantılıdır. Örneğin 40 yaşındaki birinin 6khz’lik bir sesi duyabilmesi için sesin 20 yaşındaki birinin duyma eşiğinin 40 db üzerinde olması gerekir. Üstelik kadın ve erkeklerde de bu konuda farklılık gösterir. Yaşlı kadınlar yüksek frekansları (yani 2khz’den büyük olan frekansları) yaşlı erkeklerden daha iyi duyarlar.

Bu noktada aklımıza gelen soru şu olmalı: “Bu kadar değişken varken, internetten satın alacağımız bir subliminal MP3’ün herkeste aynı şekilde etkili olmasının imkanı var mı? Üstelik herkes o Mp3’ü farklı frekans kapasitelerine sahip olan farklı kulaklıklarla veya farklı hoparlörlerle dinleyeceklerse… ? ve Mp3’e gömüldüğü iddia edilen sesi algılamayacaklarsa?…”

subliminalMesela marketten aldığım 20 TL’lik bir kulaklıkla dinlediğim bir subliminal Mp3 ile $1000’a satılan pahalı bir kulaklıkla dinlediğim bir subliminal Mp3’ün etkisi aynı mı olacak yani? Sonuçta bu kulaklıkların frekans kapasiteleri arasında dağlar kadar fark var. Daha yüksek bit oranına sahip MP3 dosyaları yüksek ses kalitesi sunarken, düşük bit değerine sahip olanlar düşük ses kalitesi sunar. O zaman Mp3’lere belirli bir frekansta telkin gömdüklerini iddia ettikleri şu subliminal Mp3’leri dinlerken, o subliminal mesajları 20 TL’lik ucuz bir kulaklık, bana doğru frekansta aktarabilecek mi?

Peki o Mp3 üretilirken 128 kbps mi üretilmiş yoksa 320 kbps mi? Kullandığımız kulaklıklar basit bir telefon kulaklığıysa veya premium kabul edebileceğimiz kadar pahalı kulaklıklardan biri değilse… 320 kbps ile 128 kbps arasındaki fark, o subliminal mesajı duymam gereken doğru frekansta duymama engel olmayacak mı?

Subliminal mp3 satan kişiler bu mp3’leri bilgisayarınızda açıp, bilgisayarınızda çalışırken arka planda o Mp3’ün çalmasının yeterli olacağını da söylüyorlar. Peki benim dandik bilgisayarımın dandik hoparlöründen çıkan ses kalitesi (ve dolayısıyla frekansı), benim o Mp3’te belirli bir frekansta gömülü olan subliminal mesajları kulağımın doğru frekansta duymasını sağlayacak mı? Bilgisayarın hoparlöründen ne kadar uzakta olduğum, hoparlörümün kalitesi hiç mi önemli değil yani? (Ses kaynağından ne kadar uzakta olduğum, kullandığım kulaklığın frekans kapasitesi ve kalitesi falan hiç önemli değil mi yani o frekansı “kulağımın” ve “bilinçaltımın” algılayabilmesi için?)

Bir de şu var;

Peki İnsanlar Neden Bu Saçmalıklara İnanmaya Devam Ediyor?

Bazı insanların safça inandığı bu 25. kare ve subliminal mp3 saçmalığı, dolandırıcılar tarafından karlı bir işe dönüştürüldü. 1980’lerden başlayarak, Amerika Birleşik Devletleri’nde, insanların kilo vermesine, sigarayı bırakmasına, huzur bulmasına, hafızayı ve özgüvenini pompalamasına ve hayatlarını başka şekillerde iyileştirmelerine yardımcı olmak için tasarlanmış birçok subliminal Mp3 ses ve video ürünleri satılmaya başlandı. Psikolog Anthony Pratkanis ve Eric Greenwald, “Bilinçaltında Kendi Kendine Yardım Subliminal Mp3 Ses kayıtlarının “Çift Kör Testlerini” gerçekleştirdiler. (“Çift-kör test” kavramını, bilimsel deneylerin nasıl yapıldığını bilenler anlayacaktır). Bu tür subliminal mp3 ve video ürünleri üzerinde kapsamlı kör testler yaptılar. Beklendiği gibi, bu mucize vaat eden subliminal mp3 ve subliminal video ürünlerinin hiçbir etkisi olmadı.

Ama yeterince araştırma yapmayan insanlar bu safsatalara inanmaya devam ediyor…

90’larda 25. kare meselesi Rusya’ya geldi. Aynı kayıtlar, alkolü bırakabileceğiniz, bir ayda sıfırdan uykuda İngilizce öğrenebileceğiniz ve herhangi bir hastalığı tedavi edebileceğiniz iddialarıyla her yerde satılmaya başlandı. 90’lar bir yana, şu anda bile 25. karenin ve bu tür subliminal mp3 kayıtlarının insanı iyileştirdiğini ve yardımcı olduğunu iddia eden çeşitli online hizmetler ve siteler var. Muhtemelen sizin de bu makaleye gelme sebebiniz, bu konuda araştırma yapıyor olduğunuzdandır. Neyse ki işin gerçeği hakkında bilgi sahibi oluyorsunuz, umarım bu makaleyi okuduktan sonra o tür subliminal mp3 veya uykuda İngilizce setleri satan sitelere paranızı kaptırmazsınız.

Peki bu saçmalığa olan ilgi neden hala yaygın? Çünkü dünyada ve özellikle ülkemizde pek çok kişi, eleştirel düşünce yetisinden yoksun maalesef. Okuduğumuz ya da duyduğumuz şeyleri sorgulamak yerine, sorgusuz sualsiz her duyduğumuza inanıyoruz. Ülkemizdeki siyasi yönelimi de de aslında muhtemelen bu eleştirel düşünce yoksunluğu şekillendiriyor.

Bu tür saçma şehir efsanelerini çürüten araştırmaları bulmak zor değil. Sadece duyduklarınızı veya okuduklarınızı araştırmaya biraz zaman harcamak, biraz çaba sarf etmek gerekiyor. Sihirli bir subliminal mp3 dinleyerek ya da sihirli bir video izleyerek içkiyi bırakabileceğinize, herhangi bir psikolojik sorunu aşabileceğinize, veya İngilizce öğrenebileceğinize inanmak kulağa hoş geliyor. Ama bilimden uzaklaşmak en büyük hata olur.

Sadece bilin: 25. karenin veya subliminal mp3’lerin; bilinç, bilinçaltı, ruh, enerji psikoloji ve diğer benzer konular üzerindeki etkisine dair hiçbir kanıt yoktur. Bu efsanenin yaratıcısı da zaten yıllar önce her şeyi uydurduğunu kendisi de itiraf etti. Peki 25. kareye, subliminal mp3’lere inanmaya devam etmek için sebebiniz ne? Bu sorunun cevabını da kendiniz verin.