İnançlarımız Hayatımızı Nasıl Yönetiyor?

İnançlarımız Hayatımızı Nasıl Yönetiyor?

İnançlarımız hayatımızı rezil de eder vezir de. İnsanoğlunun en önemli özelliklerinden birisi hemen hemen her konuda hemen bir inanç geliştirme özellikleridir. Hem de hiç farkında olmadan, otomatik bir şekilde…

seceneklerimizİnsanlar bazen hayatının geri kalanının da aynen şu anda bulunduğu durumda,  hep bu şekilde devam edeceğini düşünürler. Bu sırlarla dolu evrendeki “Dünya” dalı gezegende “hayat” adı verilen macerayı yaşarken, bize “imkansız” gibi görünen herhangi bir hayalimizi bile gerçeğe dönüştürebilme kudretinde olduğumuzun farkında değiliz çoğu zaman. Evet, hayal edebildiğimiz her şeyi gerçeğe dönüştürebiliriz. Hiçbir şey imkansız değildir ve bu bir motivasyon cümlesi değildir, bu bir gerçektir. Vazgeçmek yoktur. Vazgeçmek diye bir seçeneğiniz yok. Vazgeçmek, başarısızlığın kanıtıdır. Vazgeçmediğiniz sürece başarısızlık diye bir şey yoktur.  İstediğiniz şeyi gerçekleştirmek için yapılması gereken şey denemeyi sürdürmek, plana sadık kalmak, gerekiyorsa planları yenilemek, revize etmek ve hedefe kilitlenmektir. Bunu yaptığınız sürece her zaman hayallerinizi gerçeğe dönüştürmek için bir imkan doğacaktır. Vazgeçmek? Vazgeçtiğiniz anda artık rüyanızı yaşama şansına ASLA sahip değilsinizdir. İhtimalleri sıfırlamış olursunuz. Hedefinizin büyük ya da küçük olması hiç fark etmez.  Bilinçaltınız bunu sadece bir “hedef” olarak algılar. Büyük-küçük etiketlerini ona siz yapıştırmadığınız sürece hedefin büyüklüğü küçüklüğü hiç önemli değildir. Ama büyük hedeflere ulaşmak için büyük düşünmekten korkmamak ve herşeyin mümkün olduğuna tüm kalbinizle inanmak önemlidir. Bu noktada akla ilk gelen soru: “İyi de öyle ‘tamam inanıyorum’ demekle de inanılmıyor ki. Dilim inanıyorum dese de beş kuruşum yokken, hatta işsizken, bir sürü borcum harcım varken bu sene sonunda bir araba sahibi olabileceğime nasıl inanayım?”  Bunun da yolları var. Unutmayın; bu sizin oyununuz ve oyunun sonucunu da sizin nasıl oynamak istediğiniz belirleyecek… Kendinize inanın, yaşama inanın. Olmak istediğiniz kişi olabileceğinize, kendiniz için istediğiniz her şeye sahip olabileceğinize inanın. Hedefinize kilitlenin ve unutmayun; hiçbir şey imkansız değildir! Ne istediğinize karar verin ve beklemeyin, gerekeni yapın! Hedefinize giden her yolu hayal edin, uygulayın, zihin yapınızı hedefinizle paralel tutun yeter. Sizin için zor olan kısım da muhtemelen bu; Zihin yapımı nasıl hedefe güdümlü bir füze kıvamına getireceğim? Korkularımı, inançlarımı nasıl yeniden programlayacağım? Nasıl inanacağım gerçekten başarabileceğime?

Bizleri yöneten, yönlendiren, başarıya da başarısızlığa da ulaştıran şey, çocukluğumuzdan beri oluşturup geliştirdiğimiz inançlarımızdır. Hayatımızı yönlendiren, şu anki pozisyonumuzun mimarı, bu gün bulunduğumuz noktada olmamızı sağlayan şey de inançlarımızdır. Bunu ben söylemiyorum, bilim söylüyor. “Şudur, budur, öyledir, böyledir…” laflarını cömertçe savuran o kadar çok kitap, kaynak, kişi ve kuruluş var ki, yazılarımda söylediğim şeylerin benzer kalıplarda olmamasına ne kadar dikkat etsem de insanoğlunun henüz ne kadar hayati bir önem taşıdığını kavrayamadığı bu tür konuları ne kadar vurgulasak azdır. Kendini kapana kısılmış gibi hisseden insanların çoğunu bu tuzağa düşüren şey “öğrenilmiş inançları”dır.

“Başarabileceğinize mi inanıyorsunuz? Haklısınız… ve başaracaksınız. Başaramayacağınıza mı inanıyorsunuz? Yine haklısınız… başarmanız imkansız. Seçim sizin, neye inanıyorsanız ona dönüşürsünüz.” 

yaramazcocukİnsanların çoğu çocuk yaşlarından itibaren öğretmenlerini, ailelerini, büyüklerini, etraflarındaki otorite figürlerini dikkatlice dinlerler. 7 yaşına kadar her çocuk bir dahidir. Algıları çok açık, öğrenme becerileri çok büyük ve hızlıdır. Dünyada hiçbir bilim insanı bu gerçeği reddetmiyor, tartışmıyor bile. Herkes bu konuda hemfikirken bu yaşlarda çocukların yanında konuşulan her şeye dikkat edilmesi, hatta onlarla şakalaşırken bile şakanın söylemine, dozuna, içinde barındırılma ihtimali olan mesaja dikkat etmek gerekir. Böylece sağlıklı ve problemsiz, verimli bir nesil oluşturulabilir. Çocuk öncelikle anne ve babadan öğrenir. Çok klişe bir şey söyleyeyim mi? Çocuğunuzun yanındaki davranışlarınıza dikkat edin zira çocuğunuz sizi örnek alır. Bu iki kere iki eşittir dört cümlesidir. Çocuğunuz sizden öğrenir, inançlarını da siz oluşturursunuz. Çocuğunuzun neye inanacağını siz şekillendireceksiniz. İlerideki yaşamında sizin filizlendirdiğiniz inançlar çocuğunuzun tüm hayatını etkileyecek. Onu para kazanmanın çok zor bir şey olduğuna inandırmışsanız çocuğunuz büyüdüğünde çok zor para kazanacaktır, emin olun. Çocuğunuza mutlu bir evlilik olmadığı izlenimi vermişseniz zor evlenecek, evlenirse de evliliğini mutsuz hale getirecek her fırsatı değerlendirerek hayatında mutsuz bir evlilik yaratacaktır. Çünkü bilinçaltındaki inançlar bu yöndedir. Mutlu bir toplum için, sağlıklı bireyler yetiştirmek için bilinçaltının gücü ve işlevi hakkında toplumların bilgilendirilmesi, eğitilmesi çok önemlidir. Eğer size birisi pek de zeki olmadığınızı söylerse, ya da mesela bir sporda veya bir işte çok kötü olduğunuzu, yapmak istediğinizi başarmanızın imkansız olduğunu söylerse buradaki en tehlikeli şey; bu söylenenlere inanmanızdır! Bir defa inanırsanız bilinçaltınız size bunun doğru olduğunu kanıtlamak için inanın her yolu dener, er ya da geç bu inancınızı gerçekleştirir. Evet, inandığınız şeyi gerçekleştirirsiniz.

basarabilirsinÇocuğunuzun yanında bir arkadaşınıza şu cümleyi söylediğinizi düşünün: “Bizim oğlanın kafası hiç çalışmıyor, matematik sınavından berbat notlar alıyor hep… hiçbişey olmaz bu çocuktan, bir dükkana çırak falan mı versek de bari, hiç değilse bir işi olur.”  Siz bu çocuğun yanında bu cümleleri sarf ederseniz, çocuk öğrendiği her şey için ilk referans olan kişi, yani sizden bunu öğrenirse doğruluğunu sorgulamaz bile, direk inanır. Çünkü siz onun annesi veya babasısınız. Çocuğunuzun gözünde en doğruyu bilen kişiler sizsiniz. Siz onun kahramanısınız. Çocuğunuz ilk önce sizi model alıyor. Çocuğunuzu kafasının çalışmadığına, büyüyünce başarısız biri olacağına, şimdiden çıraklık yapıp ileride kıt kanaat zar zor bir iş bulup o işte çok çalışarak kıt kanaat geçineceğine inandırırsanız siz de inanın ki çocuğunuz büyüyünce kendini bulacağı pozisyon da aynen bu bu olacaktır. Hayat onu inançları doğrultusunda yönlendirerek inandığı şeye ulaştıracaktır. Halbuki çocuğunuza öz güven aşılarsanız, her şeyi başarabileceğine inandırırsanız, öğrenilen şey gerçekleşecektir. Bilinçaltı onu gerçekleştirmek için her şeyi yapacaktır.  Şimdi bir dakika gözlerinizi kapatın ve çocukluğunuzu düşünün… Şu anki pozisyonunuzu da aklınızın bir köşesinde tutarak şunu bir düşünün: şu anki durumunuzun mimarı annenizin, babanızın, bir öğretmeninizin veya benzeri bir otorite figürünün size küçükken söylediği bazı şeyler olabilir mi? Ufak şeyler… Örneğin şu an para kazanma konusunda sürekli zorluk yaşıyorsanız bunun sebebi öğrenilmiş inançlarınız olabilir mi? Bir düşünün; babanız “Para kolay kazanılmıyor”, “Para aslanın ağzında…”, “Hiç kafan çalışmıyor, bu kafayla adam olamazsın”, “Para kazanmayı kolay mı sanıyorsun, parayı sokaktan mı topluyoruz”,  veya buna benzer söylemleri çok sık kullanıyor muydu? Ya da şimdiki aklınızla bir düşündüğünüzde babanızın veya annenizin parayla olan ilişki ve iletişimi bu mantıkta mıydı? Mesela babanız sadece çok gerekli, elzem şeylere parasını harcayan fakat zaman zaman sırf keyif almak için veya sosyalleşmek için gidip bir kafede yarım saat oturup orada çay kahve içmeye vereceği parayı evde içeceği çayın kendisine maliyetiyle kıyaslayıp “3 liralık çaya 5 lira vermem, çayımı evimde içerim…” mantığıyla dışarıda arkadaşlarıyla veya ailesiyle dışarıda çay-sohbet keyfine para harcamamak için çayı bile evinde içmeyi tercih eden bir yapısı var mı? Yaşam tarzını, insanlarla iletişimini, eşiyle veya arkadaşlarıyla olan ilişkilerini veya hobilerini “çıkan para/sağlanan fayda” orantısı üzerine kuran veya arkadaşlık ilişkilerini yaşarken iletişim halindeyken sosyalleşmek için para harcamasını gerektiren arkadaşlarından uzak durma gibi bir eğilimi var mıydı? Örneğin arkadaşları toplanıp haftada bir yemeğe çıkarken babanız sırf haftada bir dışarıda yenen yemeğe vereceği parayı düşünerek para harcamamak için o arkadaşlarıyla iletişimini minimuma indirmeyi tercih edecek bir yapıda olabilir mi? Ayda bir de olsa dışarıda sosyalleşmeye yeterli olacak kadar parası olmasına rağmen dışarıda bir lira bile harcamaktan huzursuz olan bir yapısı var mı? Ya parayı hanesinden çıkarmamak için dış dünyayla her türlü iletişimini ve ailesini para konusunda kısıtlayıcı bir kafes altına alan bir yapısı?.. Bu düşünce tarzında olan bir çocuğun bilinçaltının öğrendiği şey sizce ne olur? Cevap zor değil: Bu çocuğun bilinçaltında oluşacak olan inanç; “Para kazanmak zor! Hem de çok zor! Parayı harcarken kırk kere düşün zira para gitti mi gelmez. Zaten zor kazanılıyor, para harcamak kötü bir şey. Çok para kazanmak, refah içinde rahat yaşamak kolay bir şey değil çünkü para kazanmak çok zor. Zor olmasa babam herkes gibi kafede çay içebilirdi. Babam yapamıyorsa ben hiç yapamam”.

Evet, bu örneğe baktığımızda çocuğun babasında gözlemlediği bu davranış ve söylemler nedeniyle kendi bilinçaltında kodlanan inancın da bu şekilde olması yüksek bir olasılıktır. İyi haber şu ki; bizi hayatta kısıtlayan, hayat yolculuğumuzda önümüze sürekli engeller çıkaran, (ki aslında o sürekli karşınıza çıktığını düşündüğünüz engeller siz “sürekli engellerle karşılaşan biri” olduğunuza inandığınız için karşınıza çıkıyor), bizi hayattan ve ulaşmak istediğimiz hedeflerden alıkoyan bu tür “öğrenilmiş” inançlarımızı yeni inançlarla değiştirmemiz gayet mümkündür! Bir başka değişle; Bizi gelişimden ve ilerlemekten alıkoyan, negatif hislerle donatan, bir ayağımızdan geriye doğru çeken “öğrenilmiş inançlarımız” yerine bilinçaltımızda yepyeni, bizi istediğimiz hedeflere hızla ulaştıracak yeni inançlar inşa etmemiz, evet mümkündür. Nasıl mı?… Bu sayfaları okuduğunuza göre cevabı biliyorsunuz.

Yorum yapmak ister misin?