Hipnoz, “regresyon” tekniğiyle kişinin kendi hayatındaki bazı hatıraları detaylı olarak hatırlamasına yardımcı olabilse de regresyon, çok tercih edilen bir terapi yöntemi değildir. Zira hatıralar arasında gezinirken olumsuz ve travmatik hatıraları hipnoz yöntemiyle tekrar tekrar deneyimlemeyi kimse istemez. Ayrıca zihnin “false memory” özelliği vardır. False memory, yani Sahte anı sendromu, anıların deformasyonu (veya yanlış bilinen anılar) olarak, gerçekte aslında hiç meydana gelmemiş olayların sanki gerçekten yaşanmış anılar gibi deneyimlenmesi durumudur. Yani bilinçaltının hipnoz sırasında anıları %100 gerçeklikle getirmez. Öyle bir misyonu da yoktur aslında. Bu yüzdendir ki “Regresyon” adı verilen teknik, eğitimli ama psikiyatrist olmayan hipnoterapistlerin de uygulayabileceği basitlikte bir teknik olsa da, bu uygulamanın hipnozu destekleyici tedavi aracı olarak kullanan hipnoterapist diplomasına da sahip olan psikiyatristler tarafından uygulanması daha doğrudur. Zira yaş geriletirken gerçekte olan veya olmayan bir travmatik anıya denk gelirseniz, eğer psikolog veya psikiyatrist değilseniz o travmayla nasıl ilgileneceğinizi bilemezsiniz ve kişiyi travmatize edebilirsiniz. Regresyon tekniği ile hipnoz seansı sırasında sıfır yaşa kadar geriletildikten sonra doğum anının da gerisine gitmesi yönündeki telkine uyan danışanların önceki hayatlarına (geçmiş hayatlarına) gidebildiğini iddia edenler olsa da doğrusu tüm dünyada 250 yıldır uygulanan Hipnoz tarihi boyunca bunu kanıtlamak için gösterilen yoğun çabalara rağmen bu konuda ıspat niteliği taşıyacak bir bulguya rastlanmamıştır. Hipnozla önceki hayatlara gidilmesi fenomeni, danışanın hayal gücü ve bilinçaltı ilişkilendirmeleri ile ilgili bir durumdur. Kişi hipnozla Geçmiş Yaşam Terapisi deneyimlediğinde, bu deneyimi ile ilgili neye inanmak istiyorsa ona inanabilir. Ama aslında geçmiş yaşam terapisi, adı üstünde, bir “terapi” modelidir. Yani zevk için yapılmaz. Bu terapi modeli, bir problemi çözmek için terapi amaçlı yapılır, zira terapi sırasında deneyimlenen anı ve semboller gerçeği değil, bilinçaltının sembolik dili ile üstünde çalışılan problemi çözmek amacıyla ortaya koyduğu sembolik bir dildir. Kişi reenkarnasyona inanıyor olabilir, inanmıyor olabilir, bu hiç önemli değildir. Sonuçta iyileştirici etkilere de sahip olabilen bir teknik olduğu için danışanın bu konudaki inancına saygı göstermek terapist için en makul yaklaşım olur. Unutmamalı ki zihnimiz ve bilinçaltımız bizimle konuşurken bizim bilinçli aklımızla konuştuğumuz dilden değil, kendi diliyle, yani “sembollerle” konuşur. Geçmiş yaşam terapisinde deneyimlediklerimiz de aslında bilinçaltının bizimle konuşma şekillerinden biridir. Kişinin geçmiş yaşamında gerçekten kral ya da kraliçe olduğunu göstermez. Kişi bu deneyimi yaşarken bunları “hayal gücü ve geçmiş deneyimleri” nedeniyle yüzeye çıkan bazı çağrışımlar nedeniyle uydurur, ancak bu imgelerin terapötik değeri vardır. Sonuçta hipnoz sırasında bu fikirler ve imgeler de kişinin kendisinden çıktığına göre, önemli olan şey bu deneyimin danışana ne anlattığı… acaba “niçin zihninde o tür bir “geçmiş yaşam fikri oluşmuş olabileceğidir“. Bu imgelerle bilinçaltı tarafından anlatılmak istenen nedir, onu yorumlamak gerekir bu seanslarda. Sonuçta önemli olan şey danışanın seans sırasında geçmiş yaşamına dair anlattığı veya deneyimlediği şeyin doğru olup olmadığı değil, geçmiş yaşam terapisinin kişinin bu hayatta yaşadığı problemin çözümüne yardımcı olup olmadığıdır. Unutmayın; zihin sembollerle işlem yapar. Ayrıca kişi ne kadar derin hipnozda olursa olsun, kendinden geçmez. Söylenenleri duyar, işitir, hatırlar. Hipnozun filmlerde görüldüğü gibi bir kendinden geçme durumu olmadığını anlamanız önemlidir. Kişi talep etti diye hipnozla “geçmiş yaşam” uygulamaları yapılması uygun değildir. Terapi niteliği taşımayan hiçbir hipnoz uygulaması, bizim uygulama prensiplerimizle örtüşmüyor. Spiritüelizm ile ilgili çalışmalar yapanlar bu tür uygulamaları yapıyorlar, ancak unutmayınız; “hipnozla geçmiş yaşam terapisi” geçmiş yaşamınızda kim olduğunuzu ortaya çıkaran bir yöntem değil, adı üstünde, sadece bir “terapi” tekniğidir.