Hipnoz, telkin ile oluşturulan, konsantrasyon ve odaklanmanın en üst düzeye ulaştığı özel bir bilinç halidir. Bu zihin durumu sırasında kişi telkinleri  yükselmiş bir dikkat içinde dinler, anlar ve gönüllü katılımla uygular. Hipnoterapi veya hipnotik telkin olarak da adlandırılan “Hipnoz”, odaklanma ve konsantrasyonun en üst düzeye ulaştığı zihin durumu olduğundan bilinenin aksine, kişi kendinden geçmez, bildiğimiz anlamdaki bir gece uykusu gibi bir uyku durumu değildir. Hipnozda olan kişi uyumaz. Her zaman kontrol sahibidir. Hipnoz, istemediğiniz davranış ve alışkanlıklarınız üzerinde kontrol kazanmanıza yardımcı olur. Hipnoz altında olduğumuzda genellikle çok sakin ve gevşemiş hissederiz ve telkinlere çok daha açık oluruz. Hipnoz genellikle sözel telkin ve tekrarlamalarla, zihinsel imgeler kullanarak, belli telkin kalıpları ve teknikler kullanmak suretiyle bir Hipnotist’in (veya Hipnoterapist’in) yardımı ile yapılsa da bir Hipnotistin yardımı olmadan da oluşabilen çok doğal bir zihin durumudur. Hepimiz her gün birkaç kez doğal olarak hipnotik zihin durumuna zaten gireriz. Bu yüzden hipnozun filmlerde görüldüğü gibi bir şey olmadığını anlamak önemlidir.

Hipnoterapi; kendimizde değiştirmek veya geliştirmek istediğimiz çok çeşitli alanlarda davranış değişikliği oluşturmak amacıyla hipnozun kullanıldığı, hipnoz altında uygulanan terapi sürecidir. Bir nevi “bilinçaltı düzeyde verilen davranışsal yeniden öğrenme” dir. (örneğin; fobilerden kurtulmak, çeşitli alanlarda gelişim ve motivasyon sağlamak, danışanın kendinde istemediği düşünce ve davranış kalıplarının değiştirilmesi, istenmedik alışkanlıklardan kurtulmak gibi). Hipnozla terapi (Hipnoterapi) kişinin kendisinde gerçekleştirmek istediği değişiklikleri gerçekleştirmesi konusunda veya kendisinde geliştirmek istediği herhangi bir konuda yapıldığında değişim ve gelişim gayet hızlı ve başarılı bir şekilde gerçekleşir. Üzerinde çalışılan konu kişinin aslında kendisinin de istediği bir konu olmadığı sürece hipnozla da olsa kişide kendisinin istemediği bir konuda değişim yaratmak mümkün olmaz. Kişiye kendisinin istemediği bir şeyi hipnozla da olsa yaptıramazsınız zira hipnoz filmlerde görüldüğü gibi bir şey değildir. Bu yüzdendir ki örneğin sigara bırakma konusunda hipnoterapi desteği almak için başvuran kişilere sigarayı bırakmayı kendisin mi istediğini yoksa eşi, arkadaşları, annesi, babası veya başka birinin ısrarıyla mı sigara bırakmak üzere hipnoza geldiğini sorarız. Sigarayı bırakma kararı kendisinin değilse seansa kabul etmeyiz zira eğer kişi belli bir konuda kendisinde değişim/gelişim yaratmayı kendisi değil de başkalarının ısrarıyla istiyorsa hipnoz kişinin kendisinin de istekli olmadığı bir değişim gerçekleştirme konusunda hiçbir fayda sağlamaz. Bu yüzdendir ki kişi hipnoz desteği alacağı konuyu kendisi belirlemelidir. Hipnoz “zihin kontrolü” değildir.

Zannedilenin aksine, hipnoz bir kendinden geçme hali ya da bildiğimiz anlamdaki bir uyku hali değildir. Hipnoz esnasında veya seans sırasında kişi konuşulanların, söylenenlerin tamamen farkındadır. Hipnoz seansı uzun olduğunda hipnoz anının keyifli ve sakin duygusu nedeniyle kişi bazen bir süre sonra kendi isteğiyle normal uykuya geçebilir. Hipnoterapist uyandırmasa bile bir müddet sonra trans hali sığlaşır, hafifler ve kendiliğinden kaybolur. Kişi normal bir uyku uyuyup uyanmış olur. Bunun dışında, hipnoz bildiğimiz anlamdaki bir uyku hali değildir.

Hayır. Zaten hipnoz bir inanç biçimi değildir. Her insanın doğasında olan, odaklanma ve konsantrasyonun en üst düzeye ulaştığı çok doğal bir zihin durumudur. Hipnoza girmek için hipnoza inanıyor ya da inanmıyor olmanız fark etmez. Ancak hipnozun en iyi sonuçları vermesi için elbette sizin de işbirliğiniz gereklidir. Unutulmamalıdır ki hipnotize olmak istemeyen biri kendi isteği dışında hipnotize edilemez. Hipnoz, iki kişinin etkileşimiyle gerçekleşir. Hipnotist kişinin hipnotik zihin durumuna girebilmesi için kişiye rehberlik eder; yani bazı yönergeler ve telkinler verir, hipnotize edilen kişi ise bu yönergeleri takip ederek hipnotik zihin durumuna ulaşır. Yani hipnoz çalışmaları iki kişi arasındaki bir iletişim sürecidir. Bu nedenle hipnoza inanmanız gerekmez, ancak işbirliğiniz ve hipnozu deneyimlemek için kendinize izin vermeniz, yani hipnotistin yönergelerini gönüllü olarak takip etmeniz önemlidir.

Her insanın hipnozla etkileşimi farklı olduğu gibi her insan için problemin kaynağı da farklı farklıdır. Bu yüzden kişiye herhangi bir “kesin seans sayısı” vadetmek veya bu konuda “Kesin çözüm! , %100 başarı! , Garanti çözüm!” gibi kelimeler kullanmak etik bir yaklaşım olmasa da Hipnoz birçok konuda o kadar hızlı çözüm sağlıyor ki sonuçlar ve değişim süresinin hızı çok şaşırtıcı olabiliyor. Örneğin sadece 1-2 seansta uçuş fobisini yenenler de olabiliyor ama uçuş fobisi için 7-8 seans gelmesi gerekenler de olabiliyor. Bu durumda kişiye “x adet seansta uçuş fobisini hallediyoruz” gibi vaatler vermek ne kadar etik olur? Herhangi bir sorunun çözümü için kaç seans gerekeceğini önceden belirlemek imkansızdır çünkü  her kişi farklıdır. Gerekli olan seans sayısı kişiden kişiye göre daha az ya da çok olabilir. Hipnozda başarı oranı çok yüksektir ancak hipnoz bir sihirli değnek gibi “kesinlikle başarılı olacak mucizevi bir tedavi yöntemi” olarak görülmemelidir. Her kişi farklıdır. Sonuca ulaşma hızı ve değişimin başarısı kişiden kişiye göre farklılık gösterebilir. Hipnoterapide seanslar arasında belli bir süre olması (yaklaşık 4-7 gün gibi), hipnoterapinin en verimli şekilde etki göstermesi için şarttır. Bu süre içinde konuya göre değişmekle beraber, bazı konularda danışanın bazı ödevleri yapması beklenebilir ya da danışanın hipnoz seansında verilen telkinleri hazmetmesi ve içselleştirmesi için seanslar arasında 4-7 günlük bir sürenin geçmesi gerekir. Bu yüzden seanslar her gün yapılmaz, genelde birer hafta arayla yapılır.

Özet olarak; herhangi bir konuda gerekli olan ortalama seans sayısı, ne konuda hipnoz desteği alındığına göre değişiklik gösterdiği gibi kişinin özelliklerine göre de değişiklik gösterir. Her kişi farklıdır. Her insanın motivleri, o sorunla ilgili geçmişi ve sebepleri, hatta herkesin hipnozla olan etkileşimi de farklı farklı olduğu için seans sayısı konusunda herhangi bir konuda “X adet seansta garanti çözüm…” gibi temelsiz cümleler kurmanın etik ve dürüst bir yaklaşım olmadığını hatırlamanız önemlidir. Yine de hipnoz genellikle çok hızlı ve çok başarılı sonuçlar alınabilen harika bir araçtır. Seans sayısının konuya ve kişiye göre değişiklik gösterdiğini yukarıda vurgulamış olsak da bir fikir vermesi açısından illa bir seans sayısı söylemek gerekirse diyebiliriz ki; birçok konu için genellikle ortalama 4 ile 8 seans arasında gerekebilir ve ihtiyaç duyulan seans sayısı daha az ya da daha fazla olabilir.

Hayır. Hipnotize olmayı istemeyen birisi hipnozu deneyimlemeyi istemiyorsa kendi isteği dışında hipnotize edilmesi mümkün değildir. Hipnoz böyle bir şey olsaydı tüm toplumlar kolayca zombi gruplarına dönüşmezler miydi? Hipnoz, iki kişinin etkileşimiyle gerçekleşir; hipnotist, yönergeler (direktifler) verir, hipnotize edilen kişi ise bu yönergelere karşılık tepki verir. Bu bir iletişim sürecidir. Kişi hipnoz olmak istemiyorsa, işbirliği yapmazsa hipnotize olmaz. Hipnoz seansında seansa devam edip etmemek de tamamen kişinin kendi kontrolündedir. Kişi hipnoz altına girip girmemeye kendisi karar verir. Elbette bunu her zaman bilinçli olarak yaptığımız söylenemez. Zira sürekli tekrarlayan reklamlara maruz kalmak da de bir çeşit telkin değil midir? Bu da aslında farkında olmadan telkin aldığımız anlamına gelir.

 

Hayır. İnsanlar hipnoz halindeyken, sonradan pişman olacağı ya da kişiliğine uygun olmayan bir şeyi ne söyler ne de yapar. Bu tür şeyler ancak filmlerde olur. “Gözlerime bak ve uyu” gibi terimler de sadece filmlerde olan sözlerdir ve gerçeklerle bağdaşmaz. Hipnoz sırasında telkinler her ne şekilde ve her ne teknikle verilirse verilsin hiçbir telkin insanlara normalde yapmayacakları şeyleri yaptıramaz. Hiç kimse hipnoz altında normalde istemediği şeyleri söylemeyeceği gibi, normalde yapmayacağı şeyleri yapmaz. Kişi hipnoz halindeyken, söylediğinde daha sonra pişman olacağı hiçbir söz veya  davranışta bulunmaz. Kişinin etik ve sosyal değerleriyle çatışan veya kişinin kendi isteğine paralel olmayan her türlü telkin zihin tarafından mutlaka geri çevrilir. Hipnoz sırasında telkine açık olmamıza rağmen, hipnozun davranışımız üzerindeki kontrolümüzü kaybettiren bir durum olmadığını bilmek önemlidir. Hipnoterapist telkinerde danışanın istemediği konularda ısrarcı olursa trans hali kendiliğinden hafifler, yüzeyselleşir  ve kısa bir süre sonra da kendiliğinden sıfırlanır. Hipnozda kişinin kendi isteğinin dışındaki bir konuda telkin verilirse o telkinler kişide bir değişimi yaratmaz. Hipnoz sadece ve sadece kişinin kendisinde gerçekleştirmek istediği değişimi gerçekleştirmesi konusunda etkili olur, yani sadece kişinin kendinde yaratmayı hedeflediği ve istediği değişime paralel olan telkinleri kabul eder. Örneğin; uçak fobisi için gelmiş birisi sadece uçak korkusundan kurtulmayı kendisi de istediği için hipnoz desteği almaktadır. Dolayısıyla hipnoz sırasında uçak fobisi ile ilgili telkinler bilinçaltı tarafından kabul edilip değişim gerçekleştirse de o kişiye “hazır hipnoza almışken sigarayı da bıraktırayım” düşüncesiyle sigarayla ilgili telkinler verseniz de kişi hipnozla da olsa sigarayı bırakmaz. Hipnoz sadece kişinin bilinçli zihniyle de kendisinde değişim yaratmaya istekli olduğu konularda faydalı olur. İstemediği konularda ise bir fayda sağlamaz. Bu yüzdendir ki “Hipnoza giren kişi hipnoz yapanın tüm söylediklerini aynen kabul edip aynen uygular” demek doğru olmaz.

 

İnsanların hipnoz ile ilgili en çok korktukları şey hipnoz altındayken kirli çamaşirlarinin ortaya dökülmesi, sırlarının öğrenilmesi, hatta istemedikleri davranışların yaptırılması veya hipnozdan çıkamama gibi mitlerdir. Şunu bilmekte fayda vardır ki kişi kendi isteği olmadan hipnoza sokulamaz. Zannedilenin aksine, hipnoz bir kendinden geçme hali ya da bildiğimiz anlamdaki bir uyku hali değildir. Hipnoz esnasında veya seans sırasında kişi konuşulanların, söylenenlerin tamamen farkındadır.

Hayır. Hipnozun yaklaşık 250 yıllık tarihinde, hipnozdan uyanamayan yada uyandırılamayan hiçbir vaka rapor edilmemiştir. Hipnozdan uyanamamak şehir efsanesidir. Uzayan hipnoz seanslarında hipnoz anının keyifli ve sakin duygusu nedeniyle kişi bir süre sonra kendi isteğiyle normal uykuya geçebilir. Hipnoterapist uyandırmasa bile bir müddet sonra trans hali sığlaşır, hafifler ve kendiliğinden kaybolur. Kişi normal bir uyku uyuyup uyanmış olur. Gürültü ve ani sıcaklık değişimleri de spontan olarak trans halini kesebilir.

Hipnozun oluşmasında şu üç temel unsur çok önemlidir: Gönüllülükkonsantrasyon ve hayal gücü. Hipnoz haline girebilmek için önce hipnoza girmek konusunda gönüllü ve istekli olmak gerekir. Gönüllü ve istekli olan kişi, hipnoterapistin telkin cümlelerine tüm dikkatini verir, yoğunlaşır, ve kendi istediği konuda verilen telkinlerle hipnozu istekli olarak deneyimlemeye çalışarak hipnoterapistiyle işbirliği yapar. Söylenen telkinlerin içeriğini hayal ederek hipnoterapiste ve dolayısıyla kendine yardımcı olur. Buradan da anlaşılabileceği gibi, bir kişinin hipnoza girebilmesi için öncelikle hipnoza ve değişim yaratmaya kendisinin de gönüllü olması, sonra konsantrasyon ve hayal gücünü kullanmaya gayret göstermesi ve hipnotistin talimatlarını takip etmesi zorunludur. Hipnoz bir sihirli değnek değildir; yani isteksiz ve gönülsüz olan biri zorla veya farkında olmadan hipnotize edilemez. Hipnoza giren kişiler ise eğer değişime gönüllü değillerse, yani aslında istemedikleri bir konuda telkin verilse bile o telkinler bilinçaltı tarafından içselleştirilmez, reddedilir.

Hipnoz kişinin kendi hayatındaki bazı hatıraları ortaya çıkarmakta kullanılabilir olsa da bu çok tercih edilen bir terapi yöntemi değildir. Zira hatıralar arasında gezinirken olumsuz ve travmatik hatıraları hipnoz yöntemiyle tekrar tekrar deneyimlemeyi kimse istemez. Bu yüzdendir ki “Regresyon” (Age Regression) adı verilen “yaş geriletme” tekniği, eğitimli ama psikiyatrist olmayan hipnoterapistlerin de başarılı bir şekilde uygulayabildiği bir teknik olsa da bu uygulamanın hipnozu destekleyici tedavi aracı olarak kullanan hipnoterapist diplomasına da sahip olan psikiyatristler tarafından uygulanması daha doğrudur. Regresyon tekniği ile hipnoz seansı sırasında sıfır yaşa kadar geriletildikten sonra doğum anının da gerisine gitmesi yönündeki telkine uyan danışanların önceki hayatlarına gidebildiğini iddia edenler olsa da doğrusu tüm dünyada 250 yıldır uygulanan Hipnoz tarihi boyunca bunu kanıtlamak için gösterilen yoğun çabalara rağmen bu konuda ıspat niteliği taşıyacak bir bulguya rastlanmamıştır. Hipnozla önceki hayatlara gidilmesi fenomeni, danışanın hayal gücü ve bilinçaltı ile ilgili bir durum olsa da kişi Hipnozla Geçmiş Yaşam Terapisi deneyimlediğinde, bu deneyimi ile ilgili neye inanmak istiyorsa ona inanabilir. Kişi reenkarnasyona inanıyor olabilir, inanmıyor olabilir, bu hiç önemli değildir. Sonuçta iyileştirici etkilere de sahip olabilen bir teknik olduğu için danışanın bu konudaki inancına ve isteğine saygı göstermek terapist için en makul yaklaşım olur. Unutmamalı ki zihnimiz ve bilinçaltımız bizimle konuşurken bizim bilinçli aklımızla konuştuğumuz dilden değil, kendi diliyle, yani sembollerle konuşur. Geçmiş yaşam terapisinde deneyimlediklerimiz aslında bilinçaltının bizimle konuşma şekillerinden biridir. Kişi bu deneyimi yaşarken uydurmuş da olabilir ama sonuçta hipnoz anında bu vizyonlar da kişinin kendisinden çıktığına göre, bu deneyimin danışana ne anlattığı, acaba niçin zihninde o geçmiş yaşamına gitmiş olabilir, önemli olan budur. Anlatılmak istenen nedir, onu yorumlamak gerekir bu seanslarda.  Sonuçta anlatılan şeylerin doğru olup olmadığından çok, geçmiş yaşam terapisinin kişinin bu hayatta yaşadığı problemin çözümüne yardımcı olup olmadığı önemli.

Hipnoza girebilme yetisine hipnotizabilite, yani hipnoza yatkınlık denir. Herkesin hipnoza yatkınlığı farklı olsa da evet, herkes hipnoza girebilir. Özellikle çocuklar telkine çok yatkın olduklarından hipnoza son derece yatkındırlar. Yaş ilerledikçe hipnoza yatkınlık giderek azalır. Genel olarak toplumun %10-15’inde hipnoza yatkınlık düşük seviyededir. (Bu demek değildir ki bunlar hipnoza giremez. Herkes hipnoza girer). Bu kesim “hafif hipnoz” dediğimiz bir hipnotik deneyim yaşar. Toplumun %70-80’inde orta düzeyde bir yatkınlık, %10-15’inde ise yüksek düzeyde bir yatkınlık vardır. “Yatkınlık” dediğimiz şey hipnoza girip giremeyeceği anlamında değildir. Herkes hipnoza girer ve zaten hepimiz gün içinde en az 3-5 kere hipnoza giriyoruz. Hipnozu gündüz hayal kurarken yaşadınız, sevdiğiniz bir programı seyrederken ya da sürükleyici bir kitap okurken yaşadınız, bir işe dalmışken size seslenen kişinin sesini duymadığınız anlarda yaşadınız…  “Yoo, ben bunların hiç birini yaşamadım” diyorsanız en azından her gece uykuya dalmadan hemen önceki dakikalarda yaşıyorsunuz hipnoz halini. Uykuya dalmadan hemen önce ve uykudan yeni uyanırken bu hipnoz halini yaşarız. İşte bu örneklerde yaşadığınız durumlar her gün yaşadığınız, doğal olarak meydana gelen hipnoz durumlarıdır. Günümüzde hipnozu deneyimlemek için bir hipnoterapiste gittiği halde hipnoza giremediğini düşünen kişiler kendilerinin “hipnotize edilemez kişiler” kategorisinde olduklarını düşünebilirler. Evet, bazı insanlar daha çabuk ve kolay hipnotize olurlarken bazıları hipnoza karşı doğal bir direnç taşırlar. Ancak bu durum o kişilerin hipnotize edilemez kişiler oldukları anlamına gelmez. “Hipnoza girebilen kişiler zayıf kişilerdir, ben çok zekiymişim onun için beni hipnotize edemiyorlar” veya “Ben hipnotize edilemez kategorisindeymişim”, veya “beni kimse hipnotize edemez” düşünceleri doğru değildir. Eğer kişi hipnotize olmak istemiyorsa elbette kimse sizi isteğiniz dışında hipnotize edemez. Kişinin hipnozla ilgili korkusu varsa, kişi ile hipnoterapist arasında güven ve sempati bağı oluşmamışsa, (ki bu da çekinceye sebep olur), kişinin hipnoz hakkında fazla bilgisi olmaması nedeniyle tedirginliği varsa elbette kişi hipnoza girmekte zorluk yaşayabilir ama  bu engeller ortadan kaldırıldığı sürece herkes kolaylıkla hipnoza girer. Bu arada her insanın algılama modeli ve öğrenme dinamikleri farklı olduğu gibi, herkesin hipnotik telkin alış modeli de farklıdır. Bu yüzden herhangi bir insanda başarılı olan bir hipnoz tekniğinin diğer bir insanda da aynı sonucu vermemesi çok normaldir. Bazı hipnoterapistler her kişide aynı hipnoz tekniğini kullanarak hipnoz yapmaya çalışabilirler. Kişi hipnoza girmeyince de “sen hipnoza yatkın değilsin, hipnotize edilemeyen kategoridesin” diyebiliyorlar ama bu doğru değildir. Herkes hipnoza girebilir. Unutmayın ki hipnoz size yapılan bir şey değildir; sizin kendi kendinizi hipnotik zihin durumuna almanız için hipnoterapistinizin size rehberlik ettiği bir uygulamadır. Hipnoterapist sizi hipnotik zihin durumuna ulaştırmada sadece rehberlik yapar. Talimatları uygularsanız kolayca hipnoza girmeyi öğrenirsiniz ve hafif hipnoza giren kişiler de her seansta daha derin hipnoza girer. Hafif hipnoza girenler biraç seans içinde derin hipnoza girebilir duruma gelirler. Hipnozun zekayla bir alakası da yoktur. Hatta zeki kişiler ve imgeleme yeteneği yüksek olan ve hayal gücü geniş olan kişiler çoğu zaman daha kolay hipnoza girerler. Kısacası; herkes hipnotize edilebilir olsa da herkes  aynı teknik kullanılarak hipnotize edilmez. Hipnoz teknikleri çok çeşitlidir. Kimi danışan daha direkt ve literal telkine yatkınken kimisi indirekt, çıkarımlarla algılayan, dolaylı anlatımlara daha yatkın bir iletişim modeline sahiptir. Kimisi ise analitik düşünce yapısına sahiptir. Kişinin yapısına uygun bir hipnoz tekniği uygulandığı sürece ve kişi de deneyime açıksa ve istekliyse, herkes hipnotize edilebilir. Hipnotist hipnoz seansında kişinin telkin edilebilirlik modeline uygun olan tekniği kullanırsa ve kişi de hipnoza girmek konusunda kendisine ve hipnotiste yardımcı olursa, yani talimatları uygulama konusunda titiz ve istekli olursa hipnoza girememesi için hiçbir sebep yoktur. Hipnotize edilemeyecek kişi yoktur. Hipnotize etme konusunda yetersiz teknik bilgiye sahip hipnotist vardır, ya da hipnoza girmeyi istemeyen süje vardır. Yani tedirgin olduğu için kendi önüne engel koyan birisi hipnoza girmekte zorluk yaşayabilir ancak hipnoterapist o tedirginliği giderdiğinde süje çok kolay bir şekilde hipnoza girebilir. Alzheimer hastaları, bunama halindekiler, çok yaşlılar, çok küçük çocuklar, ağır akıl hastaları ve zeka özürlüler hariç, kişinin zihinsel işlevlerinde, sosyal, uyumsal becerilerinde yetersizlik veya sınırlılık yoksa, ve kişinin telkin edilebilirlik modeline uygun olan doğru teknik kullanıldığı sürece her insan hipnotize edilebilir. Hipnozla başarılı sonuç almak kişinin ne kadar derin hipnoza girebildiğiyle doğru orantılı değildir; “Kuyudan bir kova su almak için kovayı kuyunun en derin noktasına daldırmanız şart değildir.” Kişi hafif hipnoza da girse derin hipnoza da girse sonuç almak mümkündür. Sonuç alma hızı ise kişiden kişiye göre değişebilir ki bunun nedeni de derin veya hafif hipnoza girmiş olması değil, sorunun yoğunluğu, bilinçaltı ilişkilendirmelerinin adedi, niteliği, geçmiş deneyimleri, sahip olduğu dirençlerin yoğunluğu ve benzeri değişkenlerdir. Her kişi farklıdır, dolayısıyla hipnoz deneyimi ve sonuca ulaşma hızı da her kişi için farklıdır.

Evet, hipnoterapistlik bir uzmanlıktır. Hipnoterapistler Hipnoz konusunda ve bunun kullanım alanları ve teknikleri konuda eğitim almış, diplomalı uzmanlardır. Türkiye’de kimi kaynaklarda “hipnoterapistlik” adı verilmiş bir uzmanlık alanı olmadığı yazılıp çizilse de aslında dünyada kabul gören bir “hipnoterapistlik” ünvan ve kavramı mevcuttur. “Hipnoterapist kimdir ve ne yapar” sorusu, ABD’de “Mesleki Ünvanlar Federal Sözlüğü”nde 1973’ten beri tanımlıdır. 1968’de kurulan ve 45 yılın üzerinde geçmişiyle ülke çapında ulusal akreditasyona sahip dünyanın ilk Hipnoterapi Akademisi HMI (Hypnosis Motivational Institute) ‘ın kurucusu ve Hipnoz’un dünyaca kabul görmüş duayenlerinden sayılan Dr. John Kappas, 1973 yılında “Mesleki Ünvanlar Federal Sözlüğü” ne giren  “Hipnoterapist” ünvanın tanımını yapan kişidir. “Hipnoterapist kimdir ve ne yapar” sorusu, “Mesleki Ünvanlar Federal Sözlüğü”nde şu şekilde tanımlıdır:

Motivasyonu artırmak veya davranış biçimini değiştirmek için danışana hipnotik durumu yükleyen kişidir. Danışan ile problemin doğasını belirlemek için görüşür. Hipnozun nasıl işlediğini ve hipnoz sırasında neler yaşatacağını danışana açıklayarak hipnotik duruma girmesi için onu hazırlar. Testler uygulayarak danışanın “fiziksel telkin edilebilirlik” ve “duygusal telkin edilebilirlik” derecesini belirler. Sonra danışanda hipnotik durum oluşturur. Problemin analizini ve uygulanan testlerin yorumunu temele alarak hipnotik teknikleri ve yöntemleri danışana göre uyarlar ve uygular. Gerekli gördüğü durumlarda danışana oto hipnozu öğretebilir.

Buradaki “fiziksel telkin edilebilirlik” (physical suggestibility) ve “duygusal telkin edilebilirlik” (emotional suggestibility) terimleri Dr. Dr. John Kappas (1925–2002)’ın 30 yıllık araştırmaları sonucunda hipnoterapi literatürüne kazandırdığı iki teknik terimdir. Duygusal olmakla alakalı bir durum değildir; süjenin dolaylı telkinlere mi yoksa direkt telkinlere mi daha yatkın olduğu konusuna işaret eder.

“Hipnoterapist kimdir ve ne yapar” sorusunun mesleki tanım bugüne kadar bir değişikliğe uğramaksızın Amerika’nın Mesleki Ünvanlar Federal Sözlüğü’nde bu şekilde tanımlıdır. Dikkat ederseniz bu tanımda ne “teşhis” ve “tedavi” den bahsedilmiş ne de herhangi bir meslek birliği mensubu olma şartı aranmış. Hipnoterapist’in resmi tanımında bir psikiyatri uzmanlığı veya hekim olma şartından da bahsedilmemiş olduğu görülmektedir.

İngiltere’de de Hipnoterapi’nin konumlandırılması şu şekildedir gelişmiştir; 2002 yılında İngiltere Eğitim Bakanlığı, “Hipnoterapi” ile ilgili, kendi ulusal mesleki yeterlilik temellerine dayanan bir “Ulusal Meslek Standartları” geliştirdi. Bu standartlar Hipnoterapist’lerin aldığı hipnoz eğitiminin standartlarını da belirlemiş oldu. İngiltere’nin “Nitelikler ve Müfredatlar Müdürlüğü” şemsiyesi altında ve Ulusal Yeterlilikler Çerçevesi’ne dayalı olarak belirlenen bu “ulusal meslek standartları” ile beraber Hipnoterapi, İngiltere’de tıp, psikoloji veya psikiyatri gibi herhangi bir meslek grubunun tekeline verilmeksizin tek başına bir terapi uzmanlığı olarak konumlandırılmış durumda.

Özet olarak, dünyanın birçok modern ülkesinde hipnoz ve  hipnoterapistlik ya ayrı bir uzmanlık alanı ve özgün bir meslek olarak konumlandırılmış durumda ya da henüz bir kanuni düzenlemeye tabi tutulacak kadar ciddiye alınmamış durumda. Kısıtlamalar getirilen bölge ve ülkeler olsa da bu kısıtlamaların amacı ve içeriği hipnoterapinin hastalık tedavisi veya teşhis amacıyla kullanılmasını engellemek için olan kısıtlamalardır. Tabi ki teşhis ve tedavi sadece ve sadece tıp mensuplarına bırakılması gereken bir süreçtir. Sadece hipnoterapistler değil, tıp mensupları haricindeki hiçbir uzmanlık alanı hastalık tedavisi için teşhis veya uygulama yapamaz. Hipnozun tek kullanım alanı psikiyatri veya hastalık tedavisi olmadığı gibi hipnozun, hastalık tedavisi dışında kalan diğer kullanım alanlarında hipnoz uygulamaları yapılabilmesi ile ilgili herhangi bir kanuni kısıtlama yoktur.

Hayır. Hipnoz durumundayken kişi şuurunu kaybetmez. Tam tersine, farkındalığı maksimum düzeydedir. Hipnoz sürecini tamamen hissedebileceksiniz, hipnozdan çıkınca tüm konuştuklarınızı ve seans sürecini hatırlayacaksınız, çok hoş, dinlenmiş ve gevşemiş olarak, olan biten her şeyin farkında olacaksınız. Birçok insan, filmlerde gördüklerinden olsa gerek, hipnozun zihin kontrolü olduğunu düşünüp şuurunu ve kontrolünü kaybedeceğini düşündüğünden dolayı hipnozdan çekinebilir. Hipnoz sırasında telkinler her ne şekilde ve her ne teknikle verilirse verilsin hiçbir telkin insanlara normalde yapmayacakları şeyleri yaptıramaz. Hiç kimse hipnoz altında normalde istemediği şeyleri söylemeyeceği gibi, normalde yapmayacağı şeyleri yapmaz. Kişinin etik ve sosyal değerleriyle çatışan, kişinin kendisi için faydalı olmayacak her türlü telkin, zihin tarafından mutlaka geri çevrilir. Hipnoz sırasında telkine açık olmamıza rağmen, hipnozun davranışımız üzerindeki kontrolümüzü kaybettiren bir durum olmadığını bilmek önemlidir. Hipnoterapist telkinerde danışanın istemediği konularda ısrarcı olursa trans hali kendiliğinden hafifler, yüzeyselleşir  ve kısa bir süre sonra da kendiliğinden sıfırlanır.  Bu durumun tek istisnası psikiyatride “narko-analiz” denilen, yani damardan ilaç verilerek kişi uyku ve uyanıklık arası bir hâle sokularak oluşturulan hipnoz halidir ki bu uygulama da yasal ve etik değildir. İnsanlar hipnoz halindeyken, sonradan pişman olacağı ya da kişiliğine uygun olmayan bir şeyi ne söyler ne de yapar. Bu tür şeyler ancak filmlerde olur. “Gözlerime bak ve uyu” gibi terimler de sadece filmlerde olan sözlerdir ve gerçeklerle bağdaşmaz.

Hipnozu her meslekten herkes kullanabilir. Ancak buradaki “kullanmak” teriminden ne anladığımız önemlidir. Hipnoz her insanın insanın doğasında var olan, bilimden, eğitime; eğitimden, spora kadar birçok farklı kullanım alanı olan, iyi bir hipnoz eğitimi almış kişilerce uygulandığında mükemmel sonuçlar veren harika bir kişisel gelişim ve yardım yöntemidir. Eğitim, spor, iletişim gibi alanların yanısıra zaman zaman tıpta da kullanılır. Aynı zamanda hepsinden bağımsız bir şekilde, özel eğitim gerektiren, özgün, müstakil bir yardım yöntemi ve harika bir iletişim biçimidir. Hipnoterapistler hipnozu “mesleki ve hobisel alanlardaki kişisel gelişim ve motivasyon aracı” olarak kullanırken hekimler, psikolog ve psikiyatristler ise hipnozu kendi alanlarında yaptıkları çalışmalarda bir “destekleyici tedavi aracı” olarak kullanırlar. Kanunlarımız hipnozu bilmeyi, öğretmeyi ve uygulamayı hangi meslek grubundan olursa olsun hiçbir yetişkine yasaklamamaktadır. Kanunlar insana ait olan bu araçları ne amaçla kullandığınızı çerçeveler. Teşhis ve tedavi” sadece hekimlerin işidir. Hipnoterapistler ise “hastalık teşhisi” veya “hastalık tedavisi” yapmazlar. Hipnoz, modern tıbba alternatif bir tedavi aracı olarak sunulmadığı sürece ve ne amaçla kullandığınıza paralel olarak kanunlarca kullanımı kısıtlanmış bir araç değildir. Hipnozun kullanım alanları çok geniştir. Bu yüzden “hipnozu kullanmak” derken, hangi amaçla kullanmaktan bahsedildiği de kimlerin kullanmaya yetkili olduğu konusunda belirleyicidir. Hipnoz eğer hastalık tedavisi amacıyla kullanılacaksa, hastalık tedavisi için hipnoterapiste başvurmak yerine bir doktora başvurmak gerekir. Kanunlarımız “hastalık tedavisi” yetkisini sadece hekimlere vermiştir. Bu yüzdendir ki hipnoz “hastalık tedavisi” için kullanılacaksa,  bu konuda hipnozu destekleyici tedavi olarak kullanan doktorlara ya da bir hipnoterapist ile beraber çalışan hekimlere başvurulmak gerekir. Ruhsal sorunların tedavisinde psikiyatristlerin dışındaki insanlara başvurmak doğru bir yaklaşım olmaz.  Kişisel gelişim, bilinçaltı değişim, bilinçaltı yeniden öğrenme, bilinçaltı eğitimi ve hedeflere ulaşma alanları dışında kalan ruhsal sorunların tedavisi konusunda psikiyatristlere başvurmanız gerekir. Teşhis ve tedavi gerektirmeyen konularda ise hekim olma şartı olmaksızın, yetkin ve diplomalı hipnoterapistlere başvurabilirsiniz. Hipnozu bir “tedavi metodu” olarak kullanan doktor sayısı ülkemizde çok azdır. Doktor olsa da hipnozu, ciddi bir kurumdan hipnoz eğitimi almış, “hipnoterapist diploması” olan kişiler yapabilir. (Hatırlatmakta fayda var ki “sertifika” ve “diploma” farklı şeylerdir). İlgili hekimin hipnoterapi alanında bir eğitimi yoksa yetkin bir hipnoterapist ile koordineli ve beraber çalışabilir. Hipnoz, kullanım alanının genişliği, efektifliği ve çok hızlı sonuç alınabilmesi nedeniyle dünyada bazı Psikolog veya Psikiyatristlerin de kendi alanlarındaki uygulamalarda zaman zaman kullandıkları bir yardımcı araç olsa da her Psikolog veya Psikiyatrist aynı zamanda bir Hipnoterapist veya Hipnoz uygulayıcısı değildir. Hipnoterapi eğitimi ayrıca alınmış olmalıdır. Hekimler de hipnozu sadece eğitimini aldıkları kendi uzmanlık alanlarında uygularlar. Örneğin Astım hastalığı konusunda göğüs hastalıkları uzmanı, ağrısız doğumda kadın doğum uzmanı, cilt hastalıkları konusunda dermatolog, ruhsal hastalıklarda psikiyatri uzmanı, diş çekimi ve diş eti hastalıklarında diş hekimleri hem bilgi ve yeterlilik hem de yasal olarak yetkilidirler. Çünkü söz konusu hastalıkları tedavi ederlerken hipnozu kendi uzmanlık bilgileri içinde ekstra bir destek aracı olarak kullanacaklardır. Söz konusu hekimler hipnoz eğitimi almamışlarsa diplomalı bir hipnoterapist ile koordineli çalışabilmektedirler. Dünyada “sağlık sorunları” dışında kalan ve “hekimlere özgü bir tedavi uygulaması gerektirmeyen” konularda ise; yani “mesleki ve hobisel alanlardaki kişisel gelişim ve motivasyon” kapsamında olan tüm konularda hipnoz, hekim olma şartı olmaksızın hipnoz sertifikasyon eğitimi almış olan kişisel gelişim uzmanlarının ilgi, bilgi ve yetki alanındadır diyebiliriz. Hipnoz sertifikaları kişiye “hastalık tedavisi yapma yetkisi” vermez, bu yetki tüm dünyada sadece tıp hekimlerine verilmiştir. Bu nedenledir ki tıp hekimi olmayan bireylerin katıldığı hipnoz eğitimlerinde verilen sertifikalar bir “katılım belgesi” niteliğindedir.

 

  • Hipnoterapist “teşhis” koymaz; ulaşılabilir hedefler koyar ya da danışanın hedeflerine ulaşması konusunda bilinçaltı motivasyon sağlar.
  • Hipnoterapist “tedavi” etmez;  teşvik eder. Kişisel gelişim ve yaşam kalitesini arttırmakla ilgili motivasyon sağlar.
  • Hipnoterapist bağımlılık tedavisi yapmaz; danışanın kişisel kontrolünü tekrar kazanması için motive/teşvik eder.
  • Hipnoterapist yeme içme bozukluğu tedavisi yapmaz; kilo kontrolü konusunda danışanı motive eder.
  • Hipnoterapist depresyon tedavisi yapmaz; stres yönetimiyle ilgili danışanı pozitif bir zihinsel yapıya ulaşması için motive eder.
  • Hipnoterapist uyku bozuklukları veya insomnia tedavisi yapmaz; sağlıklı uyku uyumak konusunda danışanı eğitir.
  • Hipnoterapist fobi tedavisi yapmaz; korku ve endişelerin giderilmesi ile ilgili danışanı motive eder



Yani sağlık problemleriniz için hipnoterapiste başvurmadan önce kesinlikle bir hekime başvurmanız gereklidir. Hekiminizin uygulayacağı tedaviye ek olarak hipnoz desteği de almak isterseniz doktorunuzun da onayını alınız. Doktorunuzun referans ve yazılı izni olması şartıyla tedavi sürecinizde size çok fayda sağlayacak bir hipnoterapi desteği almanız da her zaman mümkündür. Özet olarak; mesleki ve hobisel kişisel gelişim/motivasyon konuları için doktor referansı gerekmese de sağlık problemleriniz ile ilgili konularda hekiminizin yazılı referansı ile başvurduğunuz sürece hipnoterapi desteği almanız mümkündür.